• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

IRAK'TA MEZHEP, TÜRKİYE'DE MEŞREP KAVGASI

06 Haziran 2015 Cumartesi 17:15

Bağdat  İle Birlikte Doğan Güneş  Irak’ta Mezhep, Türkiye’de Meşrep Kavgası

Geçen hafta, ilk defa 27 yıl önce gittiğim Bağdat’taydım. Hava limanında değerli dostum ve ağabeyim Abu Mustafa'nın bizi karşılamasından sonra , lezzetli Irak mutfağı ile tekrar  buluşmuş olduk. 

Yaptığım ilk iş, yıllar önce, bir sabah namazı kıldığım Abdülkadir Geylani Cami'ni ziyaret oldu. Heyecan içindeydim. Değişen hiçbir şey yoktu…

Öyleki, sabah namazını kıldıktan sonra, camiden  çıkıp çay içtiğim kahve bile, aynen orada yerinde duruyordu.

Yıllar  akıp geçmişti ama,  eşya da değişen bir şey yoktu… 

Eşya, tam karşımda, orada duruyordu…

Camide, ikindi namazını eda ettikten sonra, çıkarken çok yaşlı ve o derece tatlı bir kadıncağız, bize seslenerek
"Hani camideki Türk mührünü görmediniz" dedi.


Iraktaki Türk mührünün önünde aldığımız fotoğraftan sonra, bu çok yaşlı kadının ( ana) mın anlından öpüverdim..!


Bir sonraki gün, İmam Musa İbni Ca’fer ( A.S. ) camiini ziyarete gittim. Burada, aynı zamanda, peygamberimizin torunu İmam Musa İbni Ca’fer  ( A.S. ) ve  İmam-ı Azam’ın hocası Caferi Sadık ( R.A. ) yatıyordu. 


Çok heyecanlı idim. Yıllar önce buraya yaptığım ilk ziyarette, bu kutsal ve güzel mekanda yine bir sabah namazı kılmıştım. Allah (C.C. ), bu sefer ise bana, burada  akşam  namazı kılmak nasip ediyordu. Camide, çok rahat bir şekilde, huşu içinde diğer müslümanlarla birlikte namaz kılmak, İslam kardeşliğinin en büyük göstergesiydi.

 
Daha sonraki gün ise, İmam-ı  Azam’ın bulunduğu camiyi ziyaret edip, orada öğle namazını kılmanın  şevkini yaşadım.


Irak’ta gördüğüm şey, tüm Irak halkının çok büyük bir şekilde, Türk Milletine karşı duyduğu sevgi ve hürmet oldu. 

Bu halk külliyen ( tamamen ), bize sevgi ve saygı besliyordu. Öyle ki caddede yürürken gözlerinizin içine bakıp, sizden selam almak isteyen ve sonra sizi masasına oturtup, zorla yemek ikram eden Irak Halkı, Türkiye’den geldiğinizi, Türk olduğunuzu öğrendikten sonra size son derece büyük sevgi gösteriyordu.

 
Silahların konuştuğu ve bombaların patladığı Irak’ta Allah’ın izniyle, ecdadımızın bıraktığı miras, öyle bir sevgi oluşturmuştu ki

Nemrut’un yaktığı ateşte, Hz. İbrahim’in içine girdiği gül bahçesi gibi, bu sevgi bizi koruyordu.  

Çünkü, Iraklılar Türk Müslümanlığını biliyor. Türkiye’nin laiklik anlayışı içinde, İslam bilincini ve kardeşliğini nasıl yaşattığını takip ediyor ve takdir ediyordu.


İslam ülkelerinde yanan ateş, Türk ( hoşgörü ve ) Müslümanlığını ( laikliği ) arıyor, onun  rüz-i-garını bekliyordu. 

Bu sebeple, Bağdat ile birlikte doğan güneş, çok önemli bir baharın habercisi oldu.

Her ateş kendi ocağı içinde yanacak, kendi dışına taşmayacak. Ancak, yangın oluşturmayacak, başkalarını  yakmayacaktı.

Ve bir Nemrut ateşi olmayacaktı…
 
Başkalarını ve başka anlayışları rahatsız etmeyecekti…


Bu yanan ateşin kendi ocağı içinde kalmasını sağlamak, Irak’ta var olan mezheb çatışmasının içinde olmak veya Türkiye’de bir meşreb  kavgası içine girmek değildi..

Reçete açık ve belliydi…
 

Abdulhamit / İttihad ve Terakki, ilerici/ gerici, kadimci/ Ceditçi, laik / antilaik gibi çatışmalardan vazgeçip, Türkiye’nin modern çizgisini bozmadan Türk – Müslümanlığı (Laiklik ) anlayışı ile hareket edip, örnek model olmakdı.


Orta doğuda çözüm Türkiye’nin tarihini reddetmesiyle ve devlet olmak iddiasından vazgeçmesi ile de değil, tarihine sahip çıkması ile olacaktır. 

Saygılar sunarım

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET