• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

TÜRKÇE EVRENSEL BİR DEĞERDİR

14 Ağustos 2015 Cuma 19:41

Türkçe, Bir Diyalektik Değil, Evrensel Bir Değerdir. 


Bundan tam 15 yıl kadar önce, mesleğimin başlangıcında idim. Mahkemede savunma yapıyor, irticalen ( sözlü ) ceza kanunun bir maddesini, Sayın Mahkemenin dikkatine sunmaya çalışıyordum.


Duruşmadan çıkınca, bir arkadaş bana;  Türkçe konuş diye, ikazda bulundu. Çok şaşırdım. Bu genç arkadaş, ceza kanunun Arapça  yazıldığını zannediyordu.

’Ceza kanunun bir maddesini, irticalen okudum' dedim. AncaK o hala  beni, Türkçe konuş diye uyarıyordu. Anladım ki durum farklıydı ve hukukun dışındaydı.


Kendisine ’Türkçe, sadece senin konuştuğun bir dil mi ..?’ diye sordum ..ses yok..! 

Evet ..! Türkçe, sadece bizim konuştuğumuz, bir dil mi ?

Türkçe sadece , bir şehirde veya bir köyde, mahallede konuşulan bir dil miydi  ki, acaba ?

Yoksa,  Adriyatikten, Viyana’ya kadar insanların coşkuyla konuştuğu, şiirler okuduğu, romanlar yazdığı, bir  kültür dili miydi ?

Kökleri olmayan, sadece yaprakları bulunan ve kurumaya yüz tutmuş bir diyalektik miydi ?

Türkçe’yi, 1990 yılların başından bu yana konuşulan bir diyalektik sananlar aldanırlar. Türkçe, 5000 yıldır, Çin seddinden, Viyana önlerine, oradan da, tüm dünyaya açılan insanların konuştuğu bir dünya dilidir. Belli bir coğrafyaya sıkışmış kalmış, küçük bir halk kitletisinin konuştuğu bir diyalektik değildir…


Azerbaycan’da Oğuz Boylarının konuştuğu Türkçe’yi Azerice diye isimlendiren, Kerkük ve Lazikiye’li bir Türkmen’e, 'Siz Türkçe’yi, nerede öğrendiniz diyecek kadar, özünden kopuk insanların, sadece kendi mahallesinde konuştukları sokak ağzını, Türkçe zannetmeleri kadar tabii bir şey olamaz. 

(Ayrıca; Azerbaycan Türkçesine, Azerice demek, Rus ve İranlıların Ortak projesidir. ) 

Bu insanları biraz dinlersek, Yunus’u, Mevlana’yı, Nasreddin Hoca’yı, bizden değil, başka milletten sanırız.

Kerkük, Tuzhurmatu’yu, Lazikiye’yi, Arap sayar, vatan adlı coğrafyayı, sadece kendi sokağımızda, tavla oynadığımız okey taşı dizdiğimiz, kahvehane zannederiz.


Bir dilin, aynen bir ağaç gibi kökleri, dalları, gövdesi ve yaprakları vardır. Parçaya değer vermek, bütüne ihanet etmek demektir. 


Bir dilin yapraklarını yeşertmeye çalışırken, kökünü kurutmak, dallarını kırmak, o milletten ve o millete ait vatan coğrafyasından, il il, köy köy, vazgeçmek demektir.

Bir diyalektiği, dil haline getiren, o dilin semantiği, yani matematik yapısıdır. Fonetiği değil..

Bir dilin, bir başka dilden birkaç kelime alması veya o dilin bütün kelimelerini almış olması, o dili, başka bir dil haline getirmez. Önemli ve aslolan  şey, o dilin semantiğinin bozulmamış olmasıdır.. 

Türkçe’nin ( Osmanlıca ) diye bilinen ve galatı meşhur olan şekli, Türk dilinin dalları mesabesinde bir gerçekliktir. Arap harfleri kullanıldı diye, Osmanlı Türkçesine, Türkçe değil demek, Türk diline, TÜRK- ÇE  bakmamak demektir. 


Biz bugün, Türk Dilini Latin harfleri ile yazıyoruz diye, Türk dili Latince mi olmuştur. Yoksa, Türk dil ağacına, başka bir yaprak daha mı eklenmiştir.

İdeolojik bir bakış açısıyla, dil meselesini değerlendirmek, sanırım, insanların sadece kendi ideolojilerine hizmet eder, Türk Diline değil...

Türk Dilini, dünya lisanı olmaktan çıkarıp, bir diyalektik haline koymak isteyenler, Türkçe’nin ( Türk Dilinin ) büyüklüğü karşısında, aşağılık komleksine ve ezikliğine kapılmış insanlardır.

Türkçe ( Osmanlıca ) sadece, mezartaşlarında yazılı bir dil değildir. ( Ayrıca; bu mezar taşlarında bir edebiyat hakimdir )  

Türkçe ( Osmanlı Türkçesi ) edebiyat, tarih ve bilim dilidir. Milyonlarca tarihi vesika, arşivlerde, Türk Devleti ve 7 kıtada bazı meselelerin çözümü için bu ( Osmanlı )Türkçesi ile yazılmış vesikaların okunmasını beklemektedir.

Ama, ne yazık ki, bu bilimsel çalışmaları, sadece; Amerikalı ve batılı bilim adamları yürütmektedir.

Kayıtsızlık eğrisine düşmüş Türk çocukları kahve ve kafeterya köşelerinde, Türk’e ait, sanat, bilim, müzik, dil, gibi vs. değerleri kavga konusu yapmakla meşguller.
  
Bu işin sonu bu şekliyle, Türkçe diye bir dil yoktur. Çünkü Türk yoktur'a kadar gider.

Türk Diline, bugün bu muameleyi yapanlar, yarın dilimize diyalektik muamelesi yapacak olanlardır. Osmanlı 
Türkçesi'nin dilimiz olduğunu söylemek, şuan ki Türkçemizin Latin harfleriyle yazılmasından vazgeçmek değildir.


Türk Dili, bir diyalektik değil, büyük bir insan topluluğunun, dünyanın her yerinde asırlardır konuştuğu, bilim ürettiği, minel Ezel ilel ebed çizgisinde, evrensel ve edebi bir değerdir. 


Bu sebeble olsa gerektir ki devletimizin ismi, dilimizde ki şekli ile DEVBLET EBED MÜDDETTİR. O yuzden Atatürk,  'Benim naciz bedenim, bir gün Toprak olacaktır. Ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ilel Ebed, payidar kalacaktır' diyerek dilimiz gibi, devletimizinde kıyamete kadar var olacağını söylemektedir.


Herkese, sevgi ve saygılarımla …

minel Ezel ilel Ebed : Ezelden ebede, sonsuza dek
Azerice :  Azerbaycan Türkçesine, Azerice demek, Rus ve İranlıların Ortak projesidir. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET