• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

ÇALIŞMA HAYATI VE İŞ AHLAKI

30 Ocak 2015 Cuma 22:00

Çalışma ortamı, iş hayatı ve mesai sırasında uyulması gereken ahlaki kurallar, davranışlar, disiplinler ve prensipler iş ahlakını oluşturur. 


İş ahlakı ve çalışma prensipleri, üretimi ve iş verimliliğini doğrudan etkilediği gibi insanlar arasındaki ilişkileri, insanların ruh sağlığını, sosyal hayatını da doğrudan etkilemektedir. Hazreti Peygamber bir hadisinde: “Allah çalıştığı zaman işini güzel bir şekilde yapanları, işinin hakkını verenleri sever” buyurmaktadır. Maide süresi 93. ayette Allah şöyle buyuruyor: “Allah Teâlâ iyilik sahiplerini ve işini güzel yapanları sever.” Çalışma hayatında, gerek kendi işimizi tutarken, gerek özel sektörde yahut devlet işinde çalışırken azami uymamız gereken çok önemli kurallar vardır. 



İş ahlakı ile ilgili söz konusu kimi kural ve tavsiyelerimizi şöyle özetleyebiliriz: Yaptığım işin hakkını verebiliyor muyum, çoluk çocuğuma götürdüğüm nafakayı hak edebiliyor muyum? Sorusunu kendimize sormamız lazım. Kötü örnek, örnek olmamalı. Biz kendimizden sorumluyuz. Bu konuda dürüst çalışanları ve her türlü çalmayanları kendimize örnek almalıyız.


"Yaptığım yanıma kar kalır" anlayışı insanları kötülüğe, yanlışa ve kul hakkı çiğnemeye götürür. Kanunlarla, cezai müeyyidelerle insanları tam olarak kontrol altında tutmak mümkün değildir. İnsanlarda muhakkak iç muhasebelerinin ve hesap verilebilirlik duygularının oluşması gerekmektedir. Burada Hz. Ömer ile Sütçü kadının kıssasını hatırlatmak gerekir. Hani kızına süte su katmasını isteyen kadına kızının verdiği; “Bizi Ömer görmüyor ama Allah görüyor anne” cevabını.


Bugün git yarın gel anlayışı mutlaka terk edilmeli ve işler sırayla, düzenli bir biçimde seri olarak bitirilmeli ve vatandaş mağdur edilmemeli. Çalışanların karşısındaki vatandaşı ya da muhatabı küçümsemesi, onunla ilgilenmemesi de iş ahlakına aykırı bir durumdur. Ayrıca insanlar kendilerine yapılmasını istemedikleri şeyleri başkalarına yapmamaları da çalışma ahlakının genel prensiplerinden biridir.


Kendimizi övmek yerine işimize odaklanmalı ve takdiri başkalarına bırakmalıyız. “Marifet iltifata tabidir” sözü burada önemlidir. Bu arada bizi sürekli öven kişilere karşı dikkat edilmeli; yerinde ve yapıcı eleştirilerden de istifade edilmelidir.


Allah insana taşıyamayacağından daha fazlasını yüklemez (Bakara, 286). İnsana taşıyamayacağından daha fazla iş yükü yüklememeliyiz. Bu arada bazıları işten kaytarır. O kaytardığı için işler kaytarmayanlara, işi hakkıyla yapabilenlere kalır. Bu da haksızlığın bir başka boyutudur. Bu arada kul hakkına da riayet edilmelidir. Vicdan sahibi olmak güzel bir erdemliliktir. Bizim kültürümüzde merhamet vardır. Merhamet etmeyene merhamet edilmez anlayışı vardır. Ancak “aşırı merhametten maraz doğar” sözü de unutulmamalıdır.


Genel kamu menfaati, her şeyin üzerinde tutulmalı; rüşvet ve her türlü usulsüzlükten kaçınılmalıdır. Yine güvenilirlik de çok önemli bir prensiptir. Bu konuda Robert Bosch’a atfedilen şu sözü burada zikretmek isterim: “İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim.”


Ayrıca iş ahlakının genel kurallarından biri de şu olmalıdır. İnsanlar iş dışında kiminle yemek yiyeceğine, kimi evine davet edeceğine ve kimin evine misafir olacağına kendisi karar verir. Çünkü bu onun özel hayatıdır. Çalışma ortamında ise herkese selam verebilmeli ve konuşabilmelidir. Bu türden bir tavır profesyonelliği gerektirir. Yani iş hayatıyla özel hayat bir birine karıştırılmamalıdır. Aksi halde bu durum da verimliliği olumsuz etkileyecektir.   


Sonuç olarak; işçi, memur, esnaf ve sanatkar üzerine aldığı bir işi insanlara fayda sağlamak, iyilik etmek için güzel bir şekilde yaparsa bu ibadet hükmünde olur. Yalnız kendi menfaatlerini düşünüp de yaptıkları işlerde halkı zarara uğratanlar, çalışanın hakkını vermeyenler, yetim hakkı yiyenler, devletin malı deniz diyenler ve bir asalak gibi başkasının sırtından geçinenler eninde sonunda ilahi gazaba uğrayacaklardır. Dünyada terörü besleyen iki anlayış söz konusudur. 


Bunlar; sen çalış ben yiyeyim, diğeri ise benim karnım doyduktan sonra başkasından bana ne anlayışıdır. Bu anlayış yerini “komşusu açken tok yatan bizden değildir” anlayışına terk etmelidir. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET