• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

DİL DAVAMIZ

25 Ocak 2015 Pazar 21:27

Dil; insanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir araçtır. Ayrıca dil, hem kültürün en önemli unsurudur hem de kültürel değerleri gelecek nesillere aktaran en önemli araçtır. Bu nedenle dilimiz, geçmişle gelecek arasında bir köprü konumundadır. 


Özellikle de somut olmayan kültürel miras/sözlü kültür dil aracılığıyla yaygınlık gösterir. Bizi biz yapan bütün özelliklerimiz, kültürel kodlarımız dilimiz sayesinde korunmuştur. Dillerine sahip çıkamayan milletler önce milliyetlerini, sonra da bağımsızlıklarını kaybetmişlerdir. 


Mustafa Kemal, bir milletin bağımsızlığının ve tarih sahnesinde var olabilmesinin temel dinamiğinin “dil olgusu” olduğunu biliyordu. 

Bu nedenle de Türkçenin saflığının korunmasına çok büyük önem vermiş ve bunu da: “Türk milletinin dili Türkçedir. Her Türk, dilini sever ve onu yükseltmek için çalışır. Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir. Bizim milliyetçiliğimizin esası dil birliğinin korunmasıyla mümkün olacaktır. Ülkesinin yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır” demek suretiyle dile getirmiştir.


Cumhuriyet, bir ulus-devlet anlayışıyla kurulmuştur. Bu devletin resmi dili “Türkçe”dir ve Atatürk’ün deyimiyle “Türkçe demek Türk demektir.” Türkçe, Türk milletinin ve Türkiye’de yaşayan halkın çimentosudur. 


Anayasamızda Türk tanımı ırk esasına göre değil, vatandaşlık esasına göre yapılmıştır. Öyleyse bütün vatandaşları bir arada tutmanın, kaynaştırmanın, bütünleştirmenin, bilinçli birer yurttaş yapmanın, devleti bağımsız kılmanın bir yolu olmalıydı. Bu yol “dil birliğinden” geçmekteydi. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti çok dinli, çok dilli, çok uluslu, çok mezhepli bir imparatorluk bakiyesiydi ve bu toprakların daha fazla küçülmesine kimsenin tahammülü yoktur. 

Bu topraklarda elbette Türkmen nüfus ağırlıklı olmakla birlikte; Arap, Çerkez, Gürcü, Laz, Arnavut, Boşnak, Kürt, Zaza ve bir kısım azınlık nüfusun yaşadığı, yine bu ülkeyi kuran irade tarafından bilinmekteydi. Bu nüfusun ezici çoğunluğunun ağırlıklı olarak bildiği/kullandığı ve bir önceki devletin de yaygın/resmi dili olarak kabul gören bir dil etrafında toplanılmasından ve toparlanılmasından daha doğal ne olabilirdi ki? Yani bu ülkede birlikte yaşama sanatı icra edilecekse, Türkçeyi herkesin öğrenmesi lazım geliyordu. Bu arada diğer dillerin öğrenilmesine ve rahatlıkla konuşulmasına da izin verilmeliydi. 


Bu konuyu bir örnekle somutlaştıralım: Nüfusu yetmiş beş milyon olan ülkemizde yetmiş milyon Türkçe biliyor, beş milyon ise yalnızca Kürtçe biliyor, diyelim. Biz bu ülkedeki bütün unsurları bir arada yaşatmak ve anlaşabilmelerini sağlamak için ya yetmiş milyona Kürtçe öğreteceğiz, ya da beş milyona Türkçe öğreteceğiz. Aksi halde herkes yanında bir tercümanla dolaşmak zorunda kalacaktır! 


Bunun en mantıklı ve insani çözümü; insanların annelerinden hangi dili, hangi lehçeyi, hangi yöresel ağzı öğrenirse öğrensinler; eğitimlerini resmi dil olan Türkçe ile sürdürmeleridir. Bu arada isteyen herkes başka bir dil öğrenebilir, bu dille özel yazışmalarını yapabilir, o dilde müzik dinleyebilir, konuşabilir ve hatta kitap da yazabilir/okuyabilir. Efendim bu önceden yasaktı diyenler çıkabilir. Daha önce bu konuda çok hassas davranılmış ve hata dahi yapılmış olabilir. Biz geçmişe saplanıp kalmadan, bugüne ve önümüze bakmak durumundayız. Siyasal Kürtçüler istisna; kültürel Kürtler, demokrat Kürtler, mütedeyyin Kürtler bu konuda aklıselim ile hareket edecekler, iki dil söyleminin parçalanmanın ilk adımı olduğunu görecekler ve iki resmi dilli bir yapıya izin vermeyeceklerdir. Aksi halde bu durum ülkemizi bu yüzyılda içinden çıkılmaz hale getirecektir. 


Dünyada üç bin farklı dil konuşulurken altı milyar insanın yarısı bu dillerin yalnızca yüzde on beşiyle konuşur ve anlaşır durumdadır. Ayrıca dünyada birleşmiş milletlere üye devlet sayısı ise yalnızca 171’dir. Bu sayı değişik ölçütlere göre en iyimser rakamla 222’ye çıkarılabilir. Bu demektir ki dünyada her konuşulan dile, lehçeye ait bir devlet yoktur. 

Dile hizmet ve ülkeye hizmet ise, dili korumakla değil, asıl yaygınlaştırmakla olur. Bunun ne anlama geldiğini önümüzdeki çeyrek asırda ömrü olanlar görecektir. O zaman ne Kürtçülük ne de Kürtçe ile eğitim meselesi gündemi meşgul edecektir. Ülkemizde yaşayan tüm insanlar eğitimlerini Türkçe ile alacak ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan gurur duyacaktır. Ayrıca Türkçe, pek çok ülkede konuşulabilen bir dil, Türkiye ise dünyada sözü dinlenilir bir lider ülke olacaktır.  
  

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET