• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

KÜÇÜK RESİM, BÜYÜK RESİM

17 Eylül 2014 Çarşamba 16:08

Çay ocaklarında, kahvehanelerde, oyun salonlarında, berberlerde, ganyan bayilerinde, imecede, yevmiyede, otobüste, dolmuşta, tramvayda…
Döner kesen usta,  servis yapan garson, direksiyon başında şoför, ayakkabı boyacısı amca, simit tezgahının başında sigara tüttüren dayı…
İletişim halinde olduğumuz her yerde, herkes ya filozof, ya siyasetçi, ya tarihçi, ya toplum bilimci…

Akıl sır erdiremiyorum.
Okey taşları mı, iskambil kağıtları mı , kaynar sıcak simitler mi, dolmuşun teker sesi mi , tramvay duraklarını söyleyen şu bilgisayar kadın mı, kesilen saçlar mı …

Kim anlatıyor? Bu insanlar hangi kaynaktan beslendiler de böyle güzel ünvanlar aldılar? Bu hatiplik nereden geliyor?
Kütüphaneler ayak izlerine hasretken, kitaplar raflarda küflenmişken, kitap evleri sinek avlamamak için oyuncak satmaya başlamışken, tarafsız haber devri kapanmışken, gazeteler satmak uğruna hep soyunup magazin olmuşken…

Bilgi yolunu mu değiştirdi dersiniz ?

Devir internet devri diyorum,bir kılıf arıyorum lakin büyüklerimizin çoğu Google’ı  tanımıyor, gençlerimiz mavi  ‘f’ den atlayıp, mavi kuşun kanatlarını yakalamaca oynuyor ve herkes ne hikmetse bilge oluyor.

Muhakkak söyleyecek birçok sözü oluyor herkesin hem de her konuda ve kimseyi dinlemezken edeplice, dinle diyor, edepsizlik etme!
Nasıl edepsizlik etmem ! Bu toplumda ben de varım. Kimsenin kimseyi dinlemediği ve herkesin benim bildiğim tek doğrudur dediği bir toplumda yaşamak zorunda olmak elbette gücüme gidecek. Toplumumun bir neferi olarak  eğer sınıf ayrımını ortadan kaldırma mücadelesi veriyorsam, önce ezilen halkımı aydınlatmalıyım. Bu benim görevim.

Birileri bir takım bencil büyük planlar yapıyor üşenmeden , bıkmadan. Bizler bu bencil büyük planları, bencil küçük planlarımızla mı yıkacağız? Stratejiden ve disiplinden yoksun bu tekil düşüncelerimiz bizleri kaç adım öteye taşıyabilir ?

Bizim planlarımız sırt sırta vermek, birleşmek, gürleşmek, aydınlanmak kavramları adına bir araya geldiğinde ve kendimiz için istediğimizi kendimiz için ne kadar arzuluyorsak, aynı kaderi paylaştıklarımız için de o kadar arzuladığımızda üstünleşecektir.

Ortak plan yapabilmemiz içinse önce dinleme adabını öğrenmeliyiz.  Sohbetlerimizde, tartışma ve münazaralarımızda kendimizi karşımızdaki şahsiyetin dilinden acaba nasıl bir şerbet akacak, acaba onun şerbetinden bardağıma bir kaşık olsun koyma şansım olur mu gibi düşüncelere sevk etmeliyiz ve ona da konuşma fırsatı sunmayı davranış haline getirmeliyiz. Muhatabımız konuşurken kendimize has, konuşmacıya güven getiren ve samimiyetimizin mührü bir üslupla, fark yaratarak dinlemeliyiz. Muhatabımız konuşurken vereceğimiz cevabı hazırlamakla meşgul olursak o susmaz ve biz de sonunda dinamit gibi patlarız. Sonrası millet meclisini aratmayan bir sahne. Zaten sokakların hali bu, fikrin  yetmediği yerde önce sesler yükseliyor, sonra küfürleşerek ayrılmalar başlıyor.

Bildiğimizin doğruluğuna ne denli inanırsak inanalım, her kimle konuşursak  konuşalım kırıcı olmamalıyız. Çünkü eğer bildiğimiz yanlışsa bir gün doğrunun tarafına geçecek yüzümüz olmaz. Sanırım bu da kendimize yaptığımız büyük bir haksızlık olur.

Yönetilen, sömürülen, hizmetçi olarak görülen büyük kitlelere yani halklara yüzyıllardır, kendini seçilmiş, üstün yaratılmış olarak görenler, dünyanın nabzını bir elinde, şah damarını bir elinde tutanlar küçük resme bakmayı öğretti, buna zorladı, zorbalıkla, baskıyla, kanla, savaşla, ucuz akıl oyunlarıyla, hilebazlıklarla , afyon rolü üstlenen oyuncaklarıyla ve halklar için kıymetli olanların içine yanlışı saklayıp,  al bak olması gerekenin ne olduğuna sen karar ver diyerek.
Çünkü horlanan, dışlanan, köleleştirilen, dilencileştirilen, mecbur bırakılan bu koca kitlenin çok büyük bir hazinesi var.


Güç!

Bizim gücümüz bütün planları bozmaya yetecek kadar çok lakin bu kadar ayrı olmasaydık. Bizim gücümüz bütün üç kağıtçıların sonunu getirmeye, kendi kaderimizi tayin etmeye, dünyanın nabzını tutup şah damarını hür bırakmaya yetecek kadar fazla ve bunu bilen finans patronları, silah ve  toprak sahipleri bu koskoca kitlenin inancını, siyasetini, felsefesini paramparça etti.

Tarih!  Bağrı yanık bir ana , kül kül olmuş sayfaları acılar, savaşlar, tacizler, kahpelikler dolmuş bir ansiklopedi.
Açın, okuyun, öğrenin nice küçük resimler var içinde.
İnsanlığımızın ataları ne denli saçma sebeplerle katleşmiş birbirlerini görün, bilin.
Ego! Bilgeliğin önündeki en büyük engel. Çünkü bilgi, insanı uysallaştırır, anlaşabilir ve anlaşılabilir kılar. Bilge ise bildiğini davranışına monte etmiş kişidir. Ve hiçbir savaşı cahiller çıkarmaz. Bilgili egoistler çıkarır.

Neden mi ?

Halkları kendi hizmetkarları olarak gören bir grup karun soylu, firavun soylu cani,  bizleri balık yerine koydu ve önümüze bir çok yem attı. Yem balıktan balığa değişti. Yemin adı bazen faşizim, bazen komünizim, bazen milliyeçilik bazen muhafazakarlık oldu. Hitlerin silahından nazizim olarak çıktı, Franconun dilinden Falanjizm olarak dökülürken, Japonya da militarizmi gördük, Ortadoğu’yu  cihat adına başlar kesmek lanetledi, İsrail’i yok olma korkusu canileştirdi, Amerikan halkının gözünü körertense   -Tanrının yeryüzündeki gücüyüz- yalanı oldu.

Bakın ne çok küçük resim var. Alın albüm yapın. Bakar bakar insanlığımızdan utanırsınız ben her baktığımda biraz daha batıyorum yerin dibine.
Oysa şöyle bir iki metre geri çekilsek üşenmesek o hülyalarımızda olan geleceğin gerçekte tam önümüzde olduğunu göreceğiz. Ne kadar gerçek, ne kadar yaşanabilir,  ne denli somut, ne kadar elle tutulur olduğunu göreceğiz.

Berberin de, simitçinin de, memurun da, sağından yatanın da, solundan uyananın da, sabah dükkanı besmeleyle açanın ve gece boyu demlenenin de arzuladığı  özgür  yaşamak değil mi ? Korkmadan, canından, inancından, dünya görüşünden yoksun bırakılma riski taşımadan, soyum kurutulur kaygısı gütmeden,  tokça, başında bir çatıyla, altında bir döşeğiyle, çıplaklığı unutarak, yalın ayak gezmenin ne olduğunu bilmeden, insan onuruna yakışırca yaşamak değil mi?

Hastalandığında param var mı yahut sigortam, diye düşünmeden, vakti geldiğinde herkes kadar herkes olarak okula giderek yaşamak değil mi? Bütün felsefelerden, bütün ideolojilerden çıkan ana düşünce bu değil mi?

Pekala o zaman hata nerede, eksik nedir?

Sistem ! Bütün sır, sistemi iyi okumakta gizli. Çağlar açıp, çağlar kapatan, reformlar yapan, düzen kurup, düzen yıkan bu sistemi kimler yönetiyor ve bu kadar gücün sahibi olmalarını sağlayan idealleri nedir?

İktidarları, muhalefetleri, şahısları eleştirmenin yersizliğini sistemi okuduğumuzda çözeceğiz. Yönetici ya da lider olarak gördüğümüz, toplumda öncü olarak adlandırdığımız kimselerin aslında üst sınıf ve alt sınıf arasındaki bir tüccardan ibaret olduğu, gözlerimizi bir açabilsek kendini şıp diye gösterecek. Böylece sokaklarda kendi kendimizi yeme devrine bir nokta koyup, aslında sen ben değil biz olduğumuzu fark edeceğiz. Hiç bir şey yapamasak dahi kerizlenmemenin verdiği haz hepimize bir ömür yeter.
Eğer kişinin kişiye üstünlüğü varsa bunu üslubuyla, davranışlarıyla ve dil denen sermayesiyle göstermesi efdaldir. Nitekim kavga haksızlığın etiketidir.  
Artık, lütfen herkes bir iki metre geri çekilsin. Kahvem soğumadan, şu kısacık ömrümde, büyük bir keyifle, hayallerimize hapsettiğimiz gerçeklerimizi, yaradılışımızdan beri arzuladıklarımızı,büyük resmimizi seyretmek istiyorum.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET