• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

SERÜVENİMDEKİ VİRGÜL

08 Eylül 2014 Pazartesi 16:20

Ölüm! 
Vakti geldiğinde ne ilaç, ne doktor, ne hastane tanır. Ruhu bedenden çeker alır. Artık ne suni teneffüs, ne de kalp masajı çıkan ruhu bedene sokamaz. 
 
Ölümden döndü diyoruz bazen. Hiç bu laf üstünde düşünmeden. Kimse ölümden dönemez. O bizleri sadece yoklar. Acaba hazır mı tanışmaya yoksa daha var mı terbiye olmasına der ve bekler. Hiç acelesi yoktur onun. Zaman ve mekan kavramlarından arınmıştır ölüm. Bu sebeple kimle ne zaman nerede tanışacağı belli olmaz ve aynı anda yüzlerce, binlerce insanla farklı coğrafyalarda tanışabilir. 

Ölüm aslında bizim doğuştan nikahlımızdır. İnsan dünyalık nikahlısını beş dakika göremese hasretinden prangalar eskitiyor ama mesele ölümü beklemeye geldiğinde korkudan aklı çıkıyor. Hal böyle olunca ölümde çifte standart uyguluyor. Kimine yüzüğü trafik kazasında takıyor, kimini kanlı bir cinayetle ağırlıyor, kimini de yatağında sessiz sakin hoşluyor. 

Düşünsenize bizler de öyle değil miyiz ? Duacımızla bedduacımızı bir mi tutuyoruz? Bana göre ölüm haklı. 
 
Yahu hepimiz bir gün öleceğiz dediğimde gayet ciddi bir umutla kendi adına konuş Azrail beni unutacak diyen arkadaşım oldu. Çok akıllı ve cesur bir kız ama ölümden korktuğu gibi hiçbir şeyden korkmuyor. Ölümün kimine düşman, kimine dost olan elçisi Azrail, adresini henüz hiç şaşırmadı.
 
Ölmemek için neler yapıyoruz neler, kimisi başkasının organlarına göz dikip, bütün ahlak kurallarına savaş açıyor. Kimi bütün servetini kıymetli canı uğruna bir bir tüketiyor. 

Peki ölümden neden böyle köşe bucak kaçar insan? İnsan neden olacağı en kesin olana karşı bu kadar keskin bir tavır alır? 
 
Sanırım bir kaç tane sebebini sıralamak mümkün. 
Öncelikle insan bilmediği her güçten korkar. Tanıdığın bir orduyla savaşmak, tanımadığın bir askerle savaşmaktan daha kolaydır diyorum bunun için. 
Sonra insan serveti yüzünden korkar. Elde etmek için yıllarını verdiği servetin sefasını sürmeden ölümle buluşmak ağır geliyor olmalı. Afedersiniz biraz enayi gibi mi hissettiriyor acaba ? Şöyle dönüp baktığımızda geriye, ben bunları neden kazandım, beni korumayacaksa anlamı ne, bir ömrü verdiğim bu servetin diye düşünmek sanırım ölümden korkmak için yeterli bir sebeptir. Anlayacağınız ömrü güzel geçirmek için olması istenen zenginlik aslında ömre hizmetkar olacağına efendi olmuştur.
 
Hazır olmadığını düşünmekte ölümden korkmak için ucuz bir sebep. Hazır olmak nedir? Ne zaman hazır olur bir insan ? Ya da kendimizi hazır hissetmek için bir girişimimiz var mı? Bir çoğumuzun tabiatında ertelemek var sürekli erteliyoruz, öncelikle kendimizi, sonra ailemizi, dostlarımızı, işlerimizi hep erteliyoruz. Tıpkı ölümle olan kaçınılmaz buluşmamıza hazırlığımızı ertelediğimiz gibi. Vakit var sanıyoruz, ölümü çoook uzaklardan gelecekmiş gibi hissediyoruz. Tabi bir nesil böyle düşündüğünde gelen nesillerede bu düşünceyi miras bırakıyor. Her nesil biraz daha sarılırken dünyaya biraz daha unutuyoruz ölüm gerçeğini ve bu yüzden bir cenaze, bir cinayet, bir vefat haberi konuşulurken, amaaan ağzımızın tadını kaçırmayalım, düşüncesi bile korkunç, cümleleri dilimizden cahilce dökülüyor. 
Halbuki bu gerçeği bir kabullenebilsek, birgün gelecek birgün bile kalmayacak şu dünya denen handan ayrılmama ve çırıl çıplak düşeceğim yollara bütün varlığım konakladığım günlerin ücreti olarak kalacak bu faniler diyarında.
 
Şu ellerimiz bomboş, sırtımızdaki ceketten dahi yoksun gideceğimizi bir kabullensek o zaman dünyayı bir amaç olarak görmekten kurtulup, esas mutluluğa ulaşmanın bir aracı olarak kullanmaya başlayacağız ve işte o zaman günlerimiz daha lezzetli geçecek. 
Biz istesekte istemesekte olacağını bildiğimiz, kesinliği milyarlarca örnekle test edilmiş olan bu buluşmadan kaçmak, yok saymak , olmayacakmış gibi plan yapmak kendimize yaptığımız en büyük haksızlık değil midir aslında ? İsyan irademizimle mümkün fakat irademizden eftal bir duruma isyanı kalkan yapmak nasıl bir paniğin eseridir ve uzlaşmak, ölümle uzlaşmak, bizleri ferahlatacaksa ve aydınlığa ulaştıracaksa bırakın dünya malı dünyanın olsun, dünyanın planı, hesabı, kitabı kendine kalsın. 
 
Uzlaştığımızda yani ölümün aslında serüvenimizdeki bir virgülden ibaret olduğunu zihnimize kabullendirdiğimizde, kişisel korku imparatorluğumuzun çöküşünü iştahla seyrederken, içimizde cesarete dair neler varsa hepsi gün yüzüne hızla çıkarken, yüzümüzdeki gülümsemenin verdiği haz Süleyman'ın hazinelerinden daha kıymetli olacak.
 
Ölüm bir virgüldür. Tıpkı doğum gibi. İnsanın nereden geldiğini bilim henüz somut delillerle ispatlayamadı ve öldükten sonrasına dair bir kanıtıda yok. Fakat inanıyorum ki doğum cefa yurdu dünyaya açılan kapıydı, ağlaya ağlaya geçtiğimizde, var edildiğimiz ilk ocağımıza elveda dedik ve ölüm denen çıkış kapısı bizi başka bir memleket olan kabre ulaştıracak. Peki orada baki miyiz ? Malesef bir göç daha olacak ve adına diriliş diyeceğiz. Sonrasında köprüden geçenler iyiler diyarına, düşenler kötüler ocağına ulaşacak. 
 
Daha sonrası mı ? 
 
Daha sonrası ebediyet diyor kitap. Zaten dahasını merakta etmiyorum. Evvela şu dünyayı kabulleneyim. Sonra ölümü özleyeyim. Köprüden geçtikten sonrası, hayırlısı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET