• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

İÇİMİZDEKİ HAİNLER!

08 Mayıs 2016 Pazar 22:25

“Haber dinlemek” diye bir tabir vardır. Sizde haber dinleyicilerindenseniz kuvvetle muhtemel toplumun tamamının sahip olduğu algıya sahipsiniz demektir.

 

Zira haberi dinlemek, izlemek farklı bir şeydir; haber takip etmek çok farklı bir şeydir. Toplum zihniyetini yönetecek güce sahip olan bir takım gruplar, ülke gündemini değiştirmek ve toplum hâkimiyetini ele geçirmek için bazen manipülatif haberlerle insanlara yön verir ve yönetirler. Bu tarz ataklarda her zaman bir mağdur ve bir hain vardır. İnsan aklını hafife alan ve dahası zihin bulanıklığını hedef alan bu art niyetli tuzaklara düşmemek için haber izlemek değil, haberi takip etmek gerekir. Bizlere sunulan haber metinlerini olduğu gibi doğru kabul etmek, art niyetli medya gruplarının tuzağına düşmek olacaktır. Her haber, takipçileri tarafından beyin süzgecinden geçirilerek, doğruluğu tartışılarak kabul edilmelidir.



Geçtiğimiz günlerde Gazeteci Yazar Can Dündar’a yapıldığı iddia edilen silahlı suikast girişimi de manipülatif haber kalıbına çok iyi bir örnektir. Medya’da topluma anlatılan; Hukuk devletinde adil yargılama süreci devam eden bir zanlıyı öldürerek yok etme girişimi gibidir. Aslında olan; yargı süreci devam eden bir zanlıyı suikast’a uğramış gibi gösterip toplum nezdinde masumlaştırarak bir mağdur üretme girişimidir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın doğrudan şikâyetçi olduğu bu kişi için, hâlihazırda olası bir silahlı saldırı girişiminde gözlerin Sayın Cumhurbaşkanı’na yahut onun hayranlarına çevrilmesi olası bir durumdur. Bu noktada mağdur edebiyatını oynayanların istediği de tam olarak böyle bir şeydir. Haberi takip etmek adına, şayet iyi bir takipçi olabilirsek, suikast girişiminden birkaç gün önce başta sosyal medya olmak üzere birçok platformda Can Dündar’a silahlı saldırı yapılacağı haberini okuduktan sonra, gerçekte de böyle bir saldırının yapıldığı haberi bizler için sürpriz olmayacaktır. Ayrıca ülke genelince tanınmış bir şahsiyetin, suikast’e uğramadan birkaç gün öncesinde bunun yaşanacağı dedikodusu gözden kaçırmakta ayrıca “görmeyen gözler” olarak  nitelendirilebilir. Şunu da belirtmek gerekir ki; birçoğumuzun da izlediği gibi saldırı anında saldırıyı gerçekleştiren kişinin gerçek niyetinin şahsı vurmak olmadığı apaçık ortadadır.

 

Hrant Dink, Gaffar Okan, Uğur Mumcu gibi birçok suikast mağdurlarının yaşadığı kaçınılmaz gerçek; saldırının tamamen profesyonelce ve kusursuz bir şekilde gerçekleştirilmiş olmasıdır. Gerçek mana da saldırıyı gerçekleştiren kişinin niyeti bu yönde olsaydı şayet; eylemi gerçekleştirmesi için o kadar yakınına sokulmadan gözden uzak bir yerde pozisyonunu alabilirdi. Böyle bir durumda ne onu tutan nede engelleyen biri olmadan amacına çok rahat varabilirdi. Üstelik silah olan eli boşta olmasına rağmen ateş etmemesi, bir kişinin engellemesiyle etkisiz hale gelmesi gibi detaylar saldırganın gerçek niyetinin vurmak olmadığını apaçık gözler önüne sermektedir.



Hâlihazırda bu detaylar ışığında gerçekler gün gibi ortada iken, Basını araç olarak kullanan kötülük baronları Can Dündar’ı halk nezdinde mağdurlaştırarak toplum nazarında aklamaya çalışmışlardır. Hali hazırda Ahmet Davutoğlu’nun Kongre kararıyla birlikte bir takım Davutoğlucuların Sayın Cumhurbaşkanı’nı hedef aldığı bu günlerde, bu olaydan ötürü bir kez daha gözlerin Erdoğan’a çevrilmesini amaçlamak; Sayın Cumhurbaşkanına linç girişiminden başka bir niyet taşımamaktadır.

 

Toplum nezdinde huzursuzluk yaratmaya çalışmak ve bir takım terör mensuplarının sahada yapamadığını kitle iletişim araçları üzerinden yapmaya gayret etmek de, terör yapılanmasının ekmeğine yağ sürmenin ta kendisidir. Basın gibi adil ve objektif olması gereken hassas kurumları kullanarak, toplum algısını yönetmeye çalışmak, ne var ki bazı basın gruplarının ve basın mensuplarının satılmışlığı gerçeğini de gözler önüne sermektedir. Ulusal medya organları ülke genelinde algı operasyonlarını gerçekleştirirken, yerel medya grupları da bu eylemi bölgesel bazda yapmaya çalışmaktadır. 2,7 şiddetinde ve yerin 30 km derinliğinde gerçekleşen bir yer sarsıntısını “Halk Panikte” başlığıyla haber yapıp insanlarda huzursuzluk ve telaş havası yaratmaya çalışan aklı evvel basın organlarının niyeti de aynen bu olmaktadır. Gözden kaçırdıkları bir detay var ki; o da 24 saatlik bir süreçte şiddeti 3.5 ve altında olan yaklaşık 200 yer sarsıntısının gerçekleştiği ve bu durumun tamamen doğal olduğudur. 4.0 şiddetinin altındaki hiçbir yer sarsıntısını insanoğlunun hissedemeyeceği bilimsel olarak kanıtlanmışken 2.7 şiddetindeki bir saldırıyı “Panik” başlığıyla haber yapmak hangi aklın ürünüdür tartışılır. Ayrıca sadece 2.9 ve üzerindeki yer sarsıntılarını önceden hisseden hayvanlar deprem habercisi olarak tanımlanırken, bu şiddetin de altındaki bir sarsıntıyı hisseden bir takım haberciler hangi gruba girmektedirler, buda ayrıca bir bilimsel araştırmayı gerektirir.

 

Kısacası gerek Albayrağımızın gölgesi altında yaşayan gerekse basın kimliğinin arkasına gizlenen bir değil birden çok hain bulunmaktadır. İsimleri farklı olsa da gayeleri ortak olan bu şarlatanlar için söylenebilecek tek söz “İçimizdeki Hainler” olabilir. Hem toprağı öpülesi bu vatanı hem de kutsal olan bu mesleği onlarla birlikte taşıdığım için kendimi hüzünlü hissetsem de, ne bu Albayrak’lı toprağı ne de kutsal Basın kartını bu ve bunlar gibilerine kaptırmak niyetinde değilim.



Topluma düşen her haberi sunulduğu gibi algılamak değil, haber detaylarını iyice araştırıp beyin süzgecinden geçirdikten sonra kabul etmektir. Zira hainler bedbahtlık için pusuda beklemektedirler…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET