• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

7 HAZİRAN SEÇİMLERİNİN ÜLKE VE GÜNEYDOĞU BÖLGE TAHLİLİ

09 Nisan 2015 Perşembe 21:21



07.06.2015 tarihinde yapılacak 25. Dönem Milletvekilliği seçimlerinin partimiz, ülkemiz, alem-i islam ve tüm insanlık için hayırlar getirmesini C.Hak’tan diliyorum. 


Bilindiği üzere bu seçimleri en çok etkileyecek faktörlerin başında, çözüm sürecinin doğrudan muhatabı olan bölge illeri ve bu iller üzerinde, bu güne kadar seçimlere sandık terörünü egemen kılarak sonuç devşirmeye çalışan, terörden nemalanan partilerle 

Özellikle bu seçime has paralel yapının muhtemel uygulamayı hedeflediği hukuk, ahlak ve vicdan dışı bir kısım iftira şantaj, montaj ve dublajları olacaktır.


Hiçbir kayıt ve şartta üniter yapısı tartışılamaz olan Türkiye Cumhuriyeti devletimizin, iç ve dış mihraklar ve onun yerli ortakları tarafından sıkıntıya sokulması, milliyetçi duygulara sahip olan insanlara; “ Ülke bölünüyor, devlet elden gidiyor!.” duygularının empoze edilmeye, öbür taraftan ırkçılık ve bölgeciliği siyasetlerinin yegane sermayesi olarak görenlere de; “ Yıllardır ezildiniz, horlandınız, kimliğiniz ve sahip olduğunuz değerlerden koparıldınız. 


Artık savaşa savaşa kazanacağız!..” propagandasını yapan ve yaptıranlar, aynı merkezlerin aktörleri tarafından yönetilen figüranlardır.
Son tahlilde olaya çok sağlıklı bakmak zorundayız. Mesele, ayrılıkçı bölge ve ırk merkezli partinin hedefi ülke partisi mi olmak, yoksa yıllardır yoğunluklu olarak bölgede yaşatılan terör ve vahşeti ülke geneline mi yaymaktır hedef? Şayet gerçekten ülke partisi olma gayreti samimi ise, hiçbir “ ama, fakat, lakin v.s.” ye sığınmadan terör örgütünün silahı bırakması ve barış masasına böyle oturması gerekmez mi? 


Hemen tamamına yakınının Müslüman ve Hanefiyyul mezhep olduğunu bildiğimiz bu kürt kardeşlerimize Ebu Hanife’nin başından geçen şu vakayı hatırlatmak isteriz. 


Malüm Hariciler, günah-ı kebair, yani büyük günahlardan birisini işleyen kafir olur görüşündedirler. Bu konuda ehl-i sünnet ve özellikle Ebu Hanife farklı görüştedir. Yani; “ O günaha, harama helal demedikçe , günahı işleyen günahkar olur ama kafir olmaz” görüşündedir. Silahlı bir harici grup Ebu Hanife’yi bir taraftan silahlarıyla tehdit edip, öbür taraftan da ;” Söyle bakalım Ey İmam! Bir Müslüman içki içtiği anda ve içkili iken, zina yaparken ve hırsızlık üzereyken ölse bu kişi Müslüman mıdır, ona islam muamelesi yapılır mı?” derler. Yani yıkanır, kefenlenir, islami usullerle defnedilir mi?


O büyük imam Ebu Hanife der ki; “ Beyler benim size din ve adalet adına hüküm verebilmem için önce özgür, hür, baskı altında olmayan irademle kanaatimi belirlemem gerekir. Öyleyse siz şu kılıçlarınızı önce kınına koyuverin, sonra da silahlarınızdan arının. Ondan sonra da sorunuza cevap vereyim.” Haricilerin heyeti denileni yapar, silahlarından arınırlar ve ondan sonra da Ebu Hanife;” Şimdi sorunuzu tekrar edin?” der. Onlar da yukardaki soruyu aynen tekrar ederler ve Ebu Hanife; “ Bu suçları işleyenler hırıstıyan, Yahudi, putperest veya Mecusi miydi ?” deyince; “Hayır efendim onlar da Müslümandı” derler. Ebu Hanife, “ cevabı ben değil siz verdiniz. Çünkü Müslümandılar diyorsunuz. Evet inkar etmedikleri müddetçe günahkar Müslümandırlar” der.


Şimdi eli silahlı terör örgütünün silahsız sözcüleri ve parlamentodaki uzantılarının yapması gereken şey öncelikle hiçbir şart ve kayda bağlamaksızın silahları bırakıp, cumhuriyet dönemi dahil, geçmişte uğranan sayısız haksızlıkların, sadece kendileri ma’duru olmadığı gerçeğinden hareketle, hem kendi siyasetlerini yapacaklar, aziz milletimizden oy isteyecekler, hem de siyasi iktidarlardan hukuk çerçevesinde var olan ma’duriyetlerin giderilmesini isteyecekler. 


Kaldı ki, bu iktidar döneminde, hani bir camia için söylenen, “ Ne istediler de vermedik?!” dendiği gibi, Allah aşkına doğu ve güneydoğuda yaşayan kürt vatandaşlarımız ne istedi de adeta yerine getirilmedi. İstanbul başta olmak üzere hiçbir ayrım olmaksızın ülkenin bütün il ve bölgelerinde bu kardeşlerimiz iş, bürokrasi ve siyaset dünyasında onurlarıyla varlar ve var olmaya da devam edecekler. 


Son çeyrek yüz yıldır özellikle doğu ve güneydoğu bölgesinde yapılan tüm demokratik seçimlerde terör örgütünün uzantısı olan partiler, silahlı terör örgütüne sığınarak, onların gölgesine sandıklarda aklın ve izanın almayacağı türden oyunlara tevessül ettiler. Zaman oldu bölgedeki bürokratlarımız da “def’i mefasit, celb-i menafiden evladır” kabilinden yaklaşımlarla adeta olaylara seyirci kalmıştır. Bununla ilgili müşahedelerimize dayalı onlarca örnek vermek mümkündür. Türkiye, siyasette yaşanan bu akıl tutulmasından bir an önce kurtulmalı ve kurtarılmalıdır.


Bütün baskı ve zorbalıklara rağmen bölgenin birinci partisi olma gücünü Ak Parti muhafaza edebiliyor, ama terör partisi hariç diğerlerine bölgede hakk-ı hayat tanınmıyor veya varlık gösteremiyorlarsa, bunu da irdeleyip sorgulamak, devlet gücünü elinde bulunduran siyaset erkinin olmalıdır.
Siyaset sahnesinde yer aldığı 2002 seçimlerinden bu tarafa tüm bölgelerde açık ara önde ipi göğüsleyen Ak Parti, bölge insanın sağ duyu, temel manevi değerlere olan bağlılığı ve geleneğindeki geçmiş partilere verdiği destekler göz önünde bulundurulursa, daha çok oy alması gereken bu bölgeden o desteği alamıyorsa nedeni terördür, oradaki sandıklara ve seçmene doğrudan yapılan silahlı baskı ve tahakkümdür.


• Adalet ve Kalkınma Partimizin bu seçimlerde takip etmesi gereken strateji çok önemlidir. 

• Temel değerlerine bağlı, hiçbir şart ve zeminde davasından, grubundan en ufak bir sapma göstermeyecek, parti ve davasına olan sadakati tartışmasız adaylar belirlenmelidir.

• Gerek doğu ve güney doğudan ve gerekse ülkenin tamamında kendisini gizlemeye, şu veya bu dostlukların gölgesinde kendini kamufle etmeye çalışan sayısız aday adayı var.

• Seçildikten sonra pişmanlığın fayda vermeyeceği ve “ keşkelerle” dolu serzenişte bulunmadan, sağlıklı bir aday belirleme yöntemi üzerinde durulmalı, öncelikle kimlerin aday olabileceğinden öte, kimlerin asla aday olmaması tespiti yapılmalıdır.

• Tarihi yorumlarken Merhum Akif; “Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?!” derken, bize ve günümüze de ışık tutuyor. Partiyi arkadan hançerleyenlerin, kaçıp başka limanlara sığınanların, kimler adına partide sözüm ona hizmet yarışına girenlerin yanlışlığına meydan vermemenin zamanı her halde içinde bulunduğumuz bu çok önemli günlerdir.

• Eskiden aktif siyasetin içerinde olup, geçtiğimiz bazı seçimlerde farklı partilere aleni destek verdiklerini bildiğim bazı arkadaşların, sıkılmadan Ak Parti Genel Merkezinde aday adaylığı sırasında yer alması, hatta seçici kurullarla olan hasbelkader geçmişe ait hukukunu kullanarak mevzi tutmaya çalışması, inanın insana kahredici geliyor. Kur’an bu gibiler için; “ Müzebzebine beyne zalik…” İki panfili hayvan, bir oyana bir bu yana yönelen kıblesi sabit olmayan, menfaat ve çıkarlarını kıble ve ilah edinen varlık olarak tanımlıyor.

• Daha önce milletvekili adayı olduğu halde kazanamayanların yeniden adaylıkları söz konusu ise, onların önce davaya sadakatlerini, çalışma ve samimiyetlerini, sonra da seçim esnasında bölgelerinde yaşananların, siyasi analizlerini içeren raporları alınmalı, onların adesesinden şayet seçim kaybedilmiş veya o aday kaybetmişse hangi kumpas ve yanlışların kimler tarafından niçin yapıldığının belge ve gözlemlere dayalı ciddi değerlendirmeleri yapılmalıdır.

• Bürokrat istifaları ciddi anlamda gözden geçirilmeli, bürokrasideki geçmişi göz önünde bulundurularak, gerekli tahkikatlar neticesi adaylık değerlendirilmesi yapılmalıdır.

• Ülkemiz, milletimiz, Ak Partimiz ve tüm aday adayları hakkında hayırlı olanın tecellisini diliyorum. 

..............

...........
27 Mayıs 2015 Çarşamba 23:26

siyasette yeni yüzler lazım,

0 Beğendim
2 Beğenmedim
 
Yanıtla
TÜM YORUMLARI GÖRÜNTÜLE

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET