• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

ALLAHIM ONUN BAŞBAKANLIĞINI GÖRMEDEN RUHUMU ALMA!..”

21 Mayıs 2014 Çarşamba 17:57

Sene 1997, mart ayının ilk haftası. Diğer bir ifadeyle 28-şubat post modern darbesinin ülkeyi sarstığı günler… Türk siyaseti ciddi bir eksen kaymasına, geçmiş dönemlerde olduğu gibi, askerin siyasete müdahalesine maruz kalıyor.

Babam (merhum) İstanbul Vakıf Gureba Hastanesi ağrı dindirme merkezinde, ileri safhadaki ak ciğer kanserinden muzdarip ve ağrılarını dindirmekle meşgulüz. Çünkü tedavi anlamında hiçbir şeyin yapılamayacağı doktorları tarafından ifade edilmişti. Gelen-giden ziyaretçileri arasında o gün onu olağanüstü derecede heyecanlandıran bir ziyaretçi grubu oldu.

Yıllar önce kendisine intisap ettiği muhterem şeyhi Haci Mahmud Efendi ve bir grup cemaati babamı ziyarete geldiler. Yoğun bakım odasında olan babam, müthiş derecede heyecanlandı ve adeta sevinçten uçacak gibiydi. Toparlanmaya çalıştı. Ancak bir taraftan oksijen, bir taraftan da kendisine solunum yollarını rahatlatması için buharlı hava veriliyor, her tarafı makinalara bağlı, kısmen de göğüs bölgesi açıktı, utandı, şeyhine karşı mahcubiyet hissetti. Ben örtüyü göğsüne doğru çektim, rahatladı ve misafirlerine hoş geldiniz dedi.

Mahmud Efendi Hazretleri babama şifa ayetleri, yasin, dua, tevbe ve istiğfar telkininde bulundular ve gelirken İsmail ağa caminde okuttukları hatm-i şerifin de duasını yaptılar, helalleştiler ve ayrıldılar. Babam, Efendi Hazretlerine ölmeden önce mülaki olmakla ziyadesiyle mutlu, yanından ayrılmasıyla da kısmen hüzünlüydü.

Bir ara baş başa kalmıştık. Zaten kaldığı ünitede bizden başka kimse, başka hasta yoktu. Sağ olsunlar hastahanede bize olağanüstü kolaylık ve hastamıza da iyi hizmet sundular.

Babam benim üzgün halimi görünce bana döndü ve; “ Bak oğul ben bugün dünyanın en mutlu ve bahtiyar insanıyım. Şeyhim geldi bugün beni ziyaret etti, bana dua etti, Kur’an hatimleri indirtti ve dualarını yaptı. Onu bir daha gördüm, helalleştik ve ayrıldık. Ayrıca hatırlar mısın; sen bana ta MSP döneminde o çok sevdiğim, hiçbir miting ve konuşmasını kaçırmayıp izlediğim Muhterem Erbakan Hocam’ın başbakanlığını görmeden benim ruhumu alma Allah'ım! dediğimde, sen;” Baba! Kurnazca ve dolaylı olarak Allah’tan uzun ömür diliyorsun. Biliyorsun ki sittin sene Sayın Erbakan başbakan olamaz. “ demiştin. Şimdi ise Erbakan hocam başbakan, sen de onun bir neferi, milletvekilisin. Allah'ıma hamd ediyorum ona ve hepimizin davasına bir de nefer yetiştirip kattım. Bu gün de şeyhim geldi dualarıyla beni ötelere hazırladı. Artık benim için üzülmeyin.” dedi. 

Seneler önce konuştuğumuz o hadiseyi orada hatırlaması manidar olduğu kadar ölümüyle ilişkilendirip, artık yolculuğa hazır olmasını ifadesi de çok anlamlıydı. Evet hocamız başbakandı, Ankara’da çok garip şeyler oluyordu ve günlerden 10-mart pazartesiydi. Ertesi gün mutat olduğu üzere parti grup toplantımız vardı. Benim Ankara’ya dönmem gerekiyordu. Erken saatlerde aldığım uçak biletini ertelememi istedi ve gece; 23.55 teki en son uçaktan yer ayırttım. Gece misafirler vardı, çok huzurluydu ve en çok huzur duyduğu şey de dostlarıyla, sevdikleriyle bir arada olmak, onlarla sohbet etmek, belki de vedalaşmaktı. Yasini okudum, benimle beraber bütün ayetleri okudu. Sonunda, yasinin duasını bırak ben yapayım dedi. O güne kadar babamdan hiç duymadığım kadar içten, samimi ve çok farklı, anlamlı bir dua yaptı. Beni ve dinleyen, amin diyen her birimizi duygulandıran bir duaydı. En büyük pişmanlığım da o duayı kayda almamaktı.

Bana döndü ve dedi ki; Sen gitmesen hocaya bir şey olur mu? Bu hem espriydi, hem de rahmetlik babamın gündemi, o günlerde yaşanan olağanüstü gelişmeleri yakından takip ettiğinin de bir ifadesiydi. Gece bileti iptal ettim ve babamın yanında kaldım.

Benim de göğsümde ağrılar vardı ve sabah namazından sonra babam fenalaştı yanına geçtim. Beraber tevbe-istiğfar, kelime-i tevhid ve yasin okuduk. Okunanları ve söylenenleri benimle beraber takip etti. Ben okumayı kestiğim anda kendisi sürekli “ Ve iza cae en eküne mine’l müslimin veya mine’l mü’minin” ibarelerini tekrar ediyordu. Babamın Arapçası yoktu, anlamını bilmediği bu ibareleri tekrar tekrar söyledi ve kelime-i tevhidler arasında sağ eli sağ elimin içinde, benim sol kolum boynunu altında, bana tatlı bir tebessümle bakıp, sağ gözünden de bir büyük damla yaş aktı.. Babamın ruhu o anda uçmuştu. İnanıyor ve diliyorum cennete Nebiyyi Muhterem Hz. Muhammed (SAV) ve onun sevdiklerine kavuştu. 11-mart 1997, sabah saat tam; 06.50 sularında Rabbine kavuştu. Makamı cennet olsun Rabbim mü’minlere rahmetiyle muamele eylesin. Bizleri sevdiklerimizle cennette buluştursun.

Allah rahmet eyleye..

ahmret..
04 Mart 2015 Çarşamba 16:55

İyi ki muhterem babanız,sonradan Erbakan hocayı nasıl sırtından hançerleyip sattığınızı,hayatının son demlerinde yarı yolda bıraktığınızı görmemiş hocam..Değermiydi mevki-makam için..Yazık!

1 Beğendim
0 Beğenmedim
 
Yanıtla
TÜM YORUMLARI GÖRÜNTÜLE

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET