• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

ÖYLE ZAMAN GELECEK

01 Haziran 2014 Pazar 16:26

Müftülük yıllarımda kendisiyle halef selef olduğum merhum Hüseyin Avni Turhan Sürmenevi hoca efendiyle çok hoş ve tatlı sohbetlerimiz olurdu. İyi bir hafız ve medrese kültürüyle de kendisini yetiştirmiş bir zat-ı muhteremdi. Allah gani gani rahmet eylesin.

Oturup kalkması, sohbeti, olayları analizi sağlıklı, beyefendi kimliğiyle de halk arasında takdir toplayan, saygı duyulan bir kimlik sahibiydi. O benim selefim, ben de onun halefi olmuş, yaş haddinden zorunlu emekliliği müteakip, benim de Anap’zede olarak, zorunlu Akçakoca ilçesine tayinim neticesi, 1991 mart ayında başlayan dostluk hukukumuz, 27-Eylül 1992, yani onun ölüm tarihine kadar devam etti. Eşi merhume hanımefendiyle Akçakoca’da ikamet ettiği için sık sık daireye ziyaretime gelir, uygun vakitlerde kendisinden yararlandığım sohbetlerimiz olurdu.

Müftülük binasını da kendileri yaptırmışlardı. Altı müftülük, üstü lojman ve hemen deniz sahiliyle arasında sadece bir yol bulunan müftülük, Akçakoca’nın en güzel yerindedir desem mübalağa etmiş olmam. Bir sabah daireye geldi. Üstteki lojmanın merdiveninden daireye inen henüz ikinci yaşında olan kızım ağlıyor ben de onu durdurmaya çalışıyordum. Bana dedi ki, “ Ne yapıyorsun, hayırdır müftü efendi?” Ben de; “ Her halde kızım merdivenden inerken düşmüş, ağlıyor, onu susturmaya çalışıyorum..” deyince, bana ve tüm çocuk sahibi olan babalara şu tarihi ders çıkartılacak olayı anlattı;

“ Henüz ben de senin gibi genç bir müftü olarak, o zaman yeni ilçe olan Karabük’ün kurucu müftüsü olarak atanmıştım. 1950’lerin başları. Çocuklarım da peş peşe doğmuş adeta bir birini kaldıramaz vaziyette idiler. Bizden önce Karabük’e gelip yerleşen Trabzon’lu yaşlı bir hanım teyze zaman zaman eve gelir hem eşime, hem de çocuklara sahiplik ve yardım ederdi. Bir defasında ağlayan çocukları susturmaya çalışırken o teyze çıkageldi. Bana Karadenizli o tatlı ve bizim hoşumuza giden şivesiyle; - Ne edersun Müfti Efendi?- dedi. Ben de; - Ne edelum teyze, habu çocuklar ağlayı, ben de onları dinleyirum.- dedim. Dedi ki; - Eee! müfti efendi sen eyisun, onlar ağlayı sen dinleyisun. Öyle bir zaman gelecek ki, onlar seni ağlatacak, ama dinlemek te dinlemeyecekler!..- Bunları söyleyen teyze meğer çocuklarından çok muzdaripmiş. Yanımda hüngür hüngür ağladı…” Bunu söyleyen müftü Efendinin de gözlerinden ciddi manada yaşlar gelmeye başladı. O da bildiğim kadarıyla bir oğlundan dolayı ciddi mana da muzdaripti, üzgündü. Sonra da benimle bazı sıkıntılarını paylaştı ve dedi ki, “Müftü Efendi şimdi en iyi zamanların, Allah vermesin ama seni ağlatacak zamanları da gelebilir, bu günlerine şükret…”

Rahmetlik hoca Efendinin bu unutulmaz hatırasını , Girdap Adlı şiir kitabıma da şiirleştirerek koymuştum. Kitabımın 123. Sahifesindeki o şiirimi de aynen buraya iktibas ediyorum;

Genç olan hoca bir gün çocuğu oyalıyor,
O susturmak istiyor, çocuk ise ağlıyor.

Yaşlı olan hoca da manzarayı seyreder,
“Ağlıyor, dinliyorsun, bu ne güzel iştir..”der.

Ve anlatır başından geçen şu hadiseyi,
Sen de dikkatle dinle bu garip hikayeyi;

“Müftüydüm Karabük’te, küçüktü çocuklarım,
Baş edemez onlarla henüz genç idi karım.

Karadenizli yaşlı teyze yardıma gelir,
Büyük-küçük fark etmez, çocuk ne demek bilir.

“Hocam nasıldır halin?..” o teyze sordu bana,
Bunlar ağlar dinlerum ne anlatayım sana!..

Tekrar söyledi teyze; Müftü Bey sen eyisun,
Şimdi onlar ağlayı, sabredup dinleyisun.
Öyle zaman gelecek biricik çocuklarun,
Üzecekler hep seni, ağlatacaklar yarun.

Bu bir gerçek tecrübe, asla değildir yeni, 

Ağlatacaklar ancak, dinlemiycekler seni.”

Evet demek böyleymiş hayatın gerçekleri,
Değişmemiş kurallar Adem babadan beri!...

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET