• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

TABUREDE NAMAZ BU BÖYLE OLMAZ

01 Ekim 2016 Cumartesi 11:55

Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu yayınladığı haklı bir fetvayla, devr-i sabıkta camileri Halk Evleri gibi dizayn etmeye çalışan bir zihniyetin adım adım nasıl da camileri bu hale getirdiğinin yanlışlığını geç te olsa farkederek, gidişata dur denmesi istikametinde karar aldı.


Asli görevleri arasında, belki de en başta gelen husus," ibadet yerlerini yönetmek..." olan Diyanet, sadece bu konuda değil, bir çok hususta cami ve mescitlerin yönetiminde yetersiz kalmıştır.


Bunların bir kısmı kendi zaaf ve eksiklikleri olabileceği gibi, bir çoğu da elinde olmayan nedenlere bağlanabilir.


Mesela, cami ve mescitleri inşa eden ŞAHIS veya DERNEKLERİN bir kısmının inşa esnası ve sonrasında, hem cami içi aksesuar veya bir kısım düzenlemelere hem de caminin ibadete açılmasından sonra doğrudan din görevlisi, hatta zaman zaman müftülerin icraatlarına müdahil olmaya kalkışmaları, bunu kendilerinin bir hakkı olduğunu var saymaları, bazen de cami ibadete açıldığı anda veya kısa bir zaman sonra Diyanetin o mabede din görevlisi ve kadro veremeyişinden kaynaklanan, na ehil kimselerin orada hizmet etmesi ve islama pek te uygun düşmeyen geleneklerin o mabette oluşturulması v. s.


Tüm bu ve benzeri uygulamalar, dinin ruhsat ve azimet kavramlarının çok larj kullanıma sunumunu doğurmuştur.


" Ben camiye abdestsiz, ayakkabısıyla soktum, sen de ayakkabısını çıkarttır..." tekerlemesinin, din adına taviz malzemesi olarak kullanılıp, en küçük bir rahatsızlığı din adına kendi rahatı için adeta- gerçek mazeretlileri tenzih ederim- kullanmaya kalkışan insanlara ulu orta "caizdir" fetvasının verilmesi, işi cami içindeki bu nahoş görüntülere kadar taşımızdır.


Daha cami inşası anında oturarak namaz kılmak için mektep ve (haşa kilise görüntüsünü andıran tarzda) benzeri salonların sıralarının yapılmış olması farkına varılmayan ciddi bir tahrifata işi taşımaktadır.


Belki bu konuda en kötü senaryo ise, DİNLER ARASI DİYALOGCULARIN topluma pompaladığı kilise özdeşleşmesini sağlayacak yarınlara dair hedeflere, ilgili ajanları, her alanda kullandıkları imamlarında olduğu gibi bu sahadaki imamlarının özel gayretleridir denebilir.


Sonuçta elimizdeki tablo cidden ürkütücüdür. Genç ihtiyar, gerçekten mazereti olup olmayan farketmeksızın camilerde herkesin elinde bir tabure oturarak namaz kılmanın keyfini(!) çıkarma gayretinde yarış haline girilmiştir.


Belki biraz ironik ama vakıa budur. Hani Ziya Paşa'nın;


" Evvel yoğidi, iş bu rivayet yeni çıktı." dediği gibi, yakın zamanlara kadar camilerde bir iki tabure cinsinden malzeme bulunurdu. Şimdi ise neredeyse sandalye, sıra ve taburede namaz kılanların sayısı, bazı camilerde taburesiz namaz kılanları geçmiş vaziyette.


Parklarda, çarşı pazarda saatlerce yürüyebilen, banka kuyruklarında bekleyen, bağda bahçede akşama kadar kazma kürek sallayan ve bizzat benim tanıdığım, gördüğüm bildiğim insanlar var. Hayret etmemek mümkün değil. Bakıyorsunuz biraz sonra öğle, ikindi, akşam veya yatsı namazını oturarak kılıyor.


Bu olay bana vaktiyle Bolu- Akçakoca ( şimdi Düzce'nin) ilçesi müftüsüyken, bir meslektaş ağabeyimizin de içinde bulunduğu bir gurupla Bolu'nun seçkin lökantalarından birinde yemek yedik. Vitrinde parıl parıl parıldayan baklava tepsilerinden en büyüğünü masamıza getirmesini söyleyen bu karadenizli hocamız ileri derecede şeker hastası olmasına rağmen, denebilir ki mübalağasız yarım tepsi baklavayı yedikten sonra, garsonun getirdiği çayına; " Efendim çayınıza tek mi çift mi şeker koyayım?" sorusuna, o kendisine has şivesiyle hoca edendinin verdiği cevap; " Evladım benum şekerum var, sagarin kullaniyirum!.." diyerek, cebinden sakarinini çıkarması ne kadar garip, bağışlayın biraz da komikse, aynen onun gibi de bütün iş ve icraatlarını sağlam insan gibi yapıp, namaza gelince mazeretli insan pozisyonuna girmek doğrusu kendini kandırmak olur.


Onun içindir ki; " İstefti kalbeke, ve in eftake'l- müfti.." Yani; " Ben hocaya sordum, böyle kılabilirsin dedi sözünden öte, kalbine danış, yaptığın bu ibadet içine siniyor mu? Ondan huzuru alabiliyor musun?"


Allah Resulünün; " Kulun Allah'a en yakın olduğu an ve mekan secde anıdır. ( nafilelerde) secdelerinizi uzun tutunuz) emri ve tavsiyelerini nereye koyacağız?


Namazda kıyam, kıraat, rükü, sücut ve kadelerin incelik ve hikmetini kavrayamayınca işin rahatına kaçmak insana kolay da gelse, ibadetin halavetini, verdiği haz ve lezzeti alması mümkün olmaz.


Vaktiyle Of ve genelde karadenizlilerin çok iyi tanıdığı Çalekli Hacı Dursun Güvelioğlu Hoca efendinin bir ikindi vakti peşinde namaz kılıyorduk. Tahminim o zaman 90'lı yaşlardaydı. Zorla ayağa kalktı. Rukü ve secdeleri zorlanarak yapıyordu. Namaz sonrası, Artvin'li olduğunu söyleyen bir talebesi Merhum Hacı Dursun Edendiye, yani kendi hocasına; " Hocam, namazı oturarak kılsanız daha iyi olmaz mı? Çok zorlanıyorsunuz!" dediğinde, Hoca efendi merhum; " Kimse kimseye karlı dağdan kar bağışlamamalı. Bu, beden üzerinde Allah'ın hakkıdır. Hala bir çok işimi ayakta yapabiliyor, eğilip kalkabiliyorsam, ibadeti rahatıma kurban edemem..." tarzında bir çok isabetli açıklamalarda bulundu. 


Sağlığımız adına ilk tavizi ( haşa) Allah'tan koparmaya çalışıyoruz.


Bu konu, elbette gerçek mazeret sahiplerini kapsamaz ki onlar yatarak, yani hasta yatağında namazlarını kılar ki, bu tür gerçek mazeret sahiplerinin hangi tarz oturma ve yatış şekliyle namazlarını eda ile alakalı hükümler fıkıh ve en basit ilmuhal kitaplarında bile vardır.


Özetle söylemek gerekirse, Diyanet ve Din İşleri Yüksek Kurulu'nun geç kalmış, doğru olan bir karar ve ikazıdır.
Kaldıki, camilerin yönetim ve idaresinden sorumlu olan bu kurum, özellikle bu; CAMİLER VE DİN GÖREVLİLERİ HAFTASI münasebetiyle, cemaati incitip ürkütmeden, makul bir üslup ve yaklaşım içerisinde buna çözüm üretmeli, uygulamayı mininize etmeye çalışmalıdır.


Bu vesileyle, 25- yıl onurla hizmet ettiğim Diyanet Camiamızın yıllardır kutladığı; CAMİLER VE DİN GÖREVLİLERİ HAFTASI'yla, tüm hizmet ve çalışmalarının maksadı istihsal eden hayırlara vesile olmasını diliyor, merkez ve taşra hizmeti yürüten tüm personeli tebrik ediyorum.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET