• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

VAN VE ERCİŞ DEPREMİ

24 Ekim 2011 Pazartesi 12:50


 
Başta yakınlarını kaybedenler olmak üzere,bölge ve ülkemiz insanının başı sağ olsun! Allah benzeri afat ve imtihanlardan milletimizi ve tüm mazlum toplumları muhafaza buyursun.
 
Halen enkaz altında olanlar, ölümüdür-dirimidir, yaralımıdır, sağlam ama soğuğa teslim olup donma tehlikesi mi yaşamaktadır diye bilemediğimiz sayısız insanımız var kurtulmayı bekleyen. Çare, imdad diye feryad edip sesini duyuramayanlar…Bilsinler ki “semi’un basir…”, kudret ve azamet sahibi olan Allah, onların feryat ve yakarışlarını işitiyor. Onun içindir ki bazen günler sonra enkaz altından sapasağlam çıkan ve çıkarılan insanlar görürüz. Enkaz altında yakınlarının kurtuluşunu bekleyenler asla umutsuzluğa kapılmasınlar. Esbaba tevessül ve Allah’a olan güvenlerini ve dualarını eksik etmesinler.
 
Biz millet olarak değil ülkemizde, dünyanın en uzak coğrafyalarında bile meydana gelen afetlere ilk koşan, oralardaki yaraları sarmaya çalışan, halden anlayan, merhameti sonsuz olan Mevla’nın bu güzel lütfu ile bezenmiş mazlumun imdadına koşan, düşmüşün, haksızlığa maruz kalmışın yanında olmayı bilen, ama zalimin de kahrı için hem dua hem de esbaba tevessül eden bir milletiz. Açe’ye daha dün kucak açan bizler, halen Somali’de yaşanan felaketler nedeniyle bir elimiz orada değil mi? Dolayısıyla maddi plandaki yaraları hiç şüphe yok ki Allah’ın izniyle en kısa zamanda sarabilecek bir güç ve kudrete malikiz.
 
Sarılamayacak olan yara, geri dönmesi mümkün olmayan kayıplarımız, enkaz ve göçük altından sağ olarak kurtaramadıklarımız olacak. Bu ülke 1999, 17-ağustos ve 12-kasım depremlerini yaşamış, er veya geç bu yaraları sarmış,ancak kayıplarının acısını hiçbir zaman unutmamıştır. Unutulmamalıdır da… Belki yaşananlardan her alanda ders ve anlam çıkarmak, kul planında alınması gereken tüm tedbirleri almak, deprem kuşağı ve çoğunluğu fay hattında olan Anadolu toprakları üzerinde teknolojinin en ileri şartlardaki imkan ve nimetlerini kullanmak zorundayız.
 
17-ağutos Marmara depremiyle alakalı yazdığım bir şiirimde de vurgulamaya çalıştığım gibi, yapı denetim ve inşaat sektörümüzü bu alanda ne kadar bilinçlendirebildik? Kanaatimce hala güncelliğini bu manada koruduğu için o şiirimi burada sizlerle paylaşmakta yarar var;
 
 
Dokuz yüz doksan dokuz, on yedi ağustosta,
Öyle bir felaket ki, bütün Türkiyem yasta…
Marmara bölgesinde yer- yerinden oynadı,
Göçtü Yalova, Gölcük, sanki deniz kaynadı. 
 
Gecenin sıfır üçü, derin uykuda herkes,
Bir kıyamet sahnesi, durdu binlerce nefes.
Sure-i Kıyame’mi, bir Karia’mı yoksa?
Düzce,Sakarya,İzmit,İstanbul,Gölcük,Bursa…
 
Yüzlerce köy,kasaba,tüm Marmara bölgesi,
Bütün dünya işitti acı feryadı-sesi…
Anadolu sathında her eve ateş düştü,
Uzunkaya’lara da dört kişilik pay düştü.
 
Yeğenim doktor Mahmut, eşi ve çocukları,
Düzce’de istirahat, meğer son uykuları..
Efendimiz buyurur; “Uykudadırlar ancak,
Öldükleri o anda, insanlar uyanacak.”
 
Onlar öldü uyandı, uykudayız hala biz,
Nasıl ibret alınmaz, ne gafil bir milletiz?!.. 
O gecenin sabahı, binlerce kadın-erkek,
Genç-ihtiyar demeden, günahsız sabi-melek,
 
Beton yığınlarının arasında verdi can,
Öyle hatalar var ki, kabul etmez din,vicdan…
Kimi çimento-beton, kimi demirden çalmış,
Kimi yolunu bulmuş, sahte ruhsatlar almış..
 
Unutulmuş doğruluk, unutturulmuş ihsan,
Kendi-kendine nasıl tuzak kurarmış insan?!…
Dürüst olsa işimiz, suçlanamazdı kader,
“Deve sağlam kazığa bağlanmalıdır.” Din der.
 
Sen işini sağlam yap, dön Rabbe tevekkül et,
Kadere rıza göster, başa gelene sabret.
Zaman-zaman kulunu imtihan eder Mevla,
Doğru-dürüst bir tedbir alınmış değil hala.. 
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET