• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

EDİP YÜKSEL TÜRKİYE’YE MATEMATİĞİ İLE GELDİ!...

25 Şubat 2013 Pazartesi 13:11

Otobüsteyim…

Karşımdaki koltukta oturan iki adam, Türkiye kitap okuma istatistiklerini (Türkiye’de kitap okuma oranı %5, süreli yayın okuma oranı %7, başkasının elindeki kitabı veya gazeteyi okumaya çalışma oranı %90) yalanlamayan bir eda ile elimdeki kitabın en azından adını okumaya çalışıyor… Biri başarmış olmalı ki “cık cık”lar çekmeye başladı bile…

Arkadaşına dönüp gençlerin cehaletinden (muhtemelen genç görünüyor olmamdan) dini bilgilerinin zayıf olduğundan (muhtemelen giyim tarzımın dindar veya ilahiyatçı olduğumu belli etmemesinden), bu yüzden de sapık ve kafirlerin prim yaptığından bahsediyor ve bana gönderme yapıyor…



Nereden mi biliyorum, çünkü elimde, az önce bizzat yazarı Edip Yüksel tarafından hediye edilmiş “Üzerinde 19 Var” kitabı var… Kafamı kitaptan kaldırmıyorum ama iki işi aynı anda yapabilme becerimle hem onları dinliyorum hem satırları inceliyorum… Bir üçüncü işi de beynimin arka planı gerçekleştiriyor: Yaklaşık 20 yıl öncesinin anılarına gidiyor…

90’ların ortalarındayım. Türkiye dini bakımdan yeni bir sürece girmiş. Ben Ankara İlahiyat Fakültesi’ni yeni kazanmışım. Osmanlı’nın hurafeci zihniyetini yıkıp Kur’an’a dönüşü amaçlayan bir grup aydın teolog, dönem medyasında malzeme olmadan din anlatmaya çalışıyor… İdealist ama gruplaşmamış, çıkardan uzak, bilimde profesyonel ama ruhta amatör üç beş kişi bunlar… Papağanlığı din olarak öğrenmiş halka göre, onlara papağanlığı din zannettirenlerin de propagandaları sayesinde, “din düşmanı”, “sapık”, “mürted” olarak adlandırılmış bir avuç Kur’an’a dünüşçü aydın… Ağzı pek laf yapmayan Prof. Dr. Hüseyin Atay ve ağzı çok iyi laf yapan Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk çizgisi… Bunlar, kendi içinde ayrı ayrı bağımsız ama özde amacı aynı olan bilim insanlarının başını çekiyorlar… Reformist diyenlere inat dinde reform olmayacağını ama dinci/dindarların ve yalan yanlış öğrenilmiş tarihi putlaştıranların, ataların dinini din edinenlerin sağlam bir reforma ihtiyaç duyduklarını anlatmaya çalışan insanlar… Bir üniversiteye bağlı olmaksızın sivil bilim yaparak aynı amacı benzer düşüncelerle savunan bir insandı Edip Yüksel de… Onun da nasibine “mürtedlik” ve “sapıklık” düşmüştü.

Ankara İlahiyat öğrencisi olmak her zaman ayrıcalıktı benim için. Çünkü O dönemlerde insanların görmek ya da dinlemek için TV başında bekledikleri bu insanlardan her gün ders dinliyordum. Edip Yüksel ve 19 mucizesi ise benim için adı çok iyi bilinen ama içeriğinin incelenmesine imkan bulunamayan bir yaklaşımdı. Oysa ki yaptığı Kur’an çevirisi olan “Mesaj” hep masamdaydı. Hatta Türkçesi açısından Muhammed Esed, Yaşar Nuri ve Edip Yüksel, (ben tercümemi yapıp bastırana kadar) okunabilecek en iyi üç Kur’an çevirisi olarak tavsiyemdi, tavsiyemdir.

Şimdi Edip Yüksel ile tanışmaya bir adım kalmıştı. Mütevazi bir insandan hoş bir karşılamaydı. Henüz adımı ve ilahiyatçı olduğumu yeni söylemiştim ki “Kaçıncı sınıftasınız?” sorusu ile, 40’ına 3 kalmış bir kadına yapılabilecek en güzel iltifatı dillendirmiş ve aynı zamanda nezaketini zeka ile birleştirebileceğini de göstermişti.

Sıra sohbete geldiğinde sadece bir iki soru ile 19 mucizesinin mantığını öğrenmek istedim. Bana yeterli olacak bir iki cümlelik cevabını ve hediye ettiği kitapları alarak evde diş ağrısı ile beni bekleyen oğluma gitmek için aceleyle bindiğim otobüste okuyordum satırları…

Evet, aynen hatırladığım gibi tek kaynak Kur’an diyen, dinen ve dünya olarak kurtuluşumuzun Kur’an’ı saf haliyle okumak, anlamak ve uygulamak olduğunu söyleyenlerdendi. Hadisçiliğin, günlük siyasetlerden ve ince çıkar hesaplarından sıyrılamamışlığını hedef alıyor, kur’an’ın da ifadesi ile “kendine yeterli bir kaynaktan” dini açıklamanın önemi üzerinde duruyordu. Yani tam da Müslümanlık papağanlarının “kafir” ilan edebileceği şeyleri söylüyor, onların  putlarına dokunuyor, adı “İslam” haline getirilmiş kültür ve pagan karışımı kilisevari ruhban sınıfı hakimiyetli dinin ve inanırlarının hedefi oluyordu. Çünkü adına İslam denen bu kaos yığınının “apaçık detaylandırılmış” Kur’an ve onun sunduğu din ile ilgisi olmadığını biliyordu. Elbette sapık, kafir, yoldan çıkmış olmalıydı!

Kitabın sayfaları içinde gezinmeye devam ettikçe 19 sisteminin ayrıntılarının anlatıldığı sayfalar ağırladı beni. Biraz daha dikkatli, daha dikkatli okuyordum. Elbette birçok soru beliriyordu bilgiye ve mantığa dayalı ancak bir şey daha fark ettim ki, bu bence en korkuncuydu!… Bu sistemin geçtim savunmasını veya karşı çıkmasını, benim gibi matematik özürlü bir insan için, anlaşılmasının bile neredeyse imkansızlığıydı bu korkunçluk!... Tarafımca senelerdir bu fikrin veya sistemin incelenmeye alınmamasının nedeni de bu özrümdü ve tam kendime kızacaktım ki aklıma bugüne kadarki tüm sınıf arkadaşlarım sonra da öğretmenlik yaşantım, meslektaşlarım ve öğrencilerim geldi. Matematiği harika olanın aldığı özel dersler, verilen paralar geçti gözümün önünden. Eğitim hayatım boyunca şimdi hayal meyal hatırladığım rakamlar ve sayılar sonra… ve üniversite sınavına hazırlanırkenki “benim matematik zekam yok ki” kabullenişliğim… Bu kabullenişlikle İlahiyatı full sosyal ve Türkçe, sıfır matematik ile kazanışım… ve hatta İslam miras hukuku dersi sınavında “anasına, avradına, ebesine” paylaştıramadığım tereke yüzünden (hala pay-payda denilen şeylerden anlamam) 70’in üzerine bir türlü çıkaramadığım İslam hukuku dersim geldi aklıma…

Karşımdaki adamlar hala konuşuyor… Gram Kur’an bilgileri olmadığı, cami vaazıyla ahkam kestikleri belli de muhtemelen matematikte de benden daha kötüler… Çünkü Türkiye genelindeki eğitim sisteminde matematik, öğretilmemek için ders olarak gösterilmiyor mu? Aksi takdirde nasıl olur da, bir insan 12 sene boyunca günde ortalama 3 saat bir konu hakkında ders alır da o konuda hiçbir şey bilemez? Bu olsa olsa özel bir eğitim sonucu olmalıdır!

Hatta belki de İslam hakkındaki genel yanılgılarımızın sebebi burada yatmaktadır…Belki de bu bağnazlığımız, papağanlığımız, rasyonel düşünmeyen, analitik inceleme yeteneğine sahip olamayan bir nesil olarak yetiştirildiğimiz içindir… Yani analitik zihnimiz gelişmesin diye yıllardır planlı bir şekilde uygulanan “matematik öğretmeyip matematiğin ne kadar zor olduğunu öğreten” dersler sayesinde, sorgulamayan, çoğunluğa uyan, sürü/kitle psikolojisi yaşayan ve birilerinin istediği gibi düşünüp yaşayan hatta inanıp iman eden insanlar olmuşuzdur kimbilir!..

Görünen o ki 19 sistemi, benim için imanımı güçlendirmeye yetmeyecek olsa da (ki bunda sebep benim matematikteki cehaletimdir) akla getirdiği belli sorular ile ufuk açıcı türden olduğunu da yadsıyamayacağım… Mesela “19 sistemi bir şekilde Kur'an'daki bir mucize olabilir ancak neden sistemin ispatını sağlayan denklem yada sağlama sistemi miladi takvime dayanıyor? Yani ayet ve numara sıralamaları ile bazı hesaplar yapılıyor, bir sistem olduğu iddia ediliyor ancak sonuçta bulunan "kanıt" olduğu iddia edilen tarihler 1974 vs gibi (3018 de olabilirdi, farketmez) miladi takvim sonucunu veriyor... Eğer bizler miladi takvim kullanmıyor olsaydık bu sistemin kanıtı olmayacaktı öyleyse... Diyelim ki bin sene sonrasındayız ve insanlar artık çok başka bir olayı takvim başlangıcı yapmış ve hatta 12 ay yerine 24 aylık veya benzer bir sistem kullanıyorlar... Bu durumda, bütün zamanlar için gelmiş olan Kur'an'ın matematiksel mucizesi çöpe gitmiş olmaz mı? Artık kullanılmayan bir takvime göre kendini ispatlamaya çalışan bir kutsal metinden bahsetmiş olmaz mıyız? Eğer kitap kendini matematiksel bir mucize ile ispatlıyor ise bu matematiksel mucizenin kullanılmış-kullanılan-kullanılacak tüm takvimler için geçerli olması gerekmez mi? Ya da diyelim ki miladi takvimi kullanmıyoruz da jeolojik bir takvimi kabul ettik, buna göre de dünya yaşından hesap ederek dedik ki "biz şu an 4 milyar 510 yılındayız", bu durumda matematiksel mucizenin hesaplarının bu tarihe göre yapılması gerekmez mi? Böyle bir takvim kullanıyor olursak 1974 veya 2013 tarihi hiçbir şey ifade etmez... Takvimler sanal uygulamalar olduğuna göre Allah'ın mucizesini ispatlamak için insan sanallığına ihtiyaç duyması sonucuna varmaz mıyız? Ya da daha kötüsü böyle bir miladi veya herhangi bir güncel takvime sabitlenen mucize, Allah varlığını kanıtlamak yerine Kur'an'ın, o günkü kabul edilebilir bilgiler ile düşünen peygamber tarafından yazılmış olduğunu kanıtlamaz mı?

Ya da… Aslında böyle bir mucize var ama biz henüz mucizeyi keşfetme noktasında emekleme çağında mıyız? Matematiksel sistemlerimiz veya evren bilgilerimiz genişledikçe, 1000 ya da 10000 sene sonrasında bugünler için “vardıkları sonuçlar ne kadar yanlış da olsa onların yaptığı hesaplar, sorduğu sorular olmasaydı bugün bu mucizeyi çözemezdik!..” mi diyecekler?”

Karşımdaki adamlar, kendi okumamışlıklarını hiç düşünmeden, en azından okuyabilen birini eleştirebilme hakkını cahil cesareti ile kendinde bulmaya ve  benim cehaletimi, ülkenin gençlerinin dini sapıklıklarını tartışadursun, ineceğim durağa gelmiştim bile…

Şimdi hayatın gerçekleri bekliyordu beni… Süt dişleri çürüyen oğluma dolgu yapmak için 960 lira para isteyen özel hastane ve sabaha kadar her ağrısında “Anne Allah bana yardım edecek mi, dişimin ağrısını geçirecek mi?” diyen bir masumiyet…

Allah’ım bizlerden çok o çocuklara yardım et ki, sana olan inançları için herhangi ek bir mucize, ispat, kitap, rehber, peygambere ihtiyaç duymasınlar!... 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET