• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

ORUÇ MU YİYOSUN, ZIKKIMIN KÖKÜNÜ YE!!!...

16 Ağustos 2011 Salı 17:21

 
Ramazan’ın klasik yanlışlarını anlatıyorduk değil mi? Devam edelim öyleyse, Ramazan bitmeden… İlk yanlışımız, Ramazan’ın bazı inanç cahilleri için kumar ayı kabul edilmesiydi.

Samsun müftülüğü konu hakkındaki görüşlerini (sağolsunlar) yazımızdan sonra beyan etmişler (Ayrıntılı bilgi için sitemizin haberler bölümüne bakabilirsiniz)…

Okunmak güzel şey elbet. Bakalım bundan sonra sıralayacağım yanlışlar için de destek verecek mi? Buna daha çok “yer mi!” gibi bir tabir kullanıyorlar ama ben anlamından çok emin değilim, o yüzden kullanmayacağım. 

Yanlışlar silsilesi 2:

“Ramazanın ortasında tatil olur mu? Olur elbet, niye olmasın? Tatile giderken Allah’ı kapının dışında ya da evin içinde kilitli bırakmıyoruz ki, O da her yerde bizimleyse, tatile de gelir elbet” diyerek Antalya’da aldık soluğu. Deniz, kum, güneş… Buz gibi şelaleler ve binlerce yıldır konuk ağırlayan antik şehirler… Hepinize yeniden kucak dolusu selam. Güzel ağırlandık, hoşça vakit geçirdik, derken süre bitti dönüyoruz…
 
Akşamın sekizine çok var. İlaç saati çoktan gelmiş, geçiyor bile. Şimdi Korkuteli’nden çıksak, yiyecek bir şeyler bulmaya kalmadan bayılırım yolda. Ne yapsak?... Ee, çek bari açık görünen bir pideci önüne… Tamam, burası sıcak değil, ne de olsa ağaç altı gölge… Masalar hazır…

Ancak… 
 
Bizi karşılayan amca pek bir panik… Ne dese ne yapsa şimdi?… “Yukarıda yerimiz var” demeye kalmadı ki oturdu bunlar bahçedeki masaya… Bir de sipariş mi veriyorlar ne?... 
 
Hoppalaaa… Hani oruca saygı, oruçluya hürmet?.. derken daha gençten bir delikanlı anında müdahil olaya:  “Buyurun buyurun, ben alayım siparişinizi… Hemen hazır … Elbette… Çocuk için özel bir şey hazırlatayım mı?”… Belli ki çok turist (veya haydi  diyelim ki ‘seferi’) görmüş biri…

Onun görmüşlüğü sayesinde doyan karnımız sonrası 13 yıldır toplumun klişe yanlışları ile (biz istemesek de engel olamadığımız için) büyümüş 7. Sınıf öğrencisi yeğenimin “ama oruçlu karşısında yemek yenir mi?” sorusuna cevap vermek (belki de din dersi öğretmeni olduğum için) yine bana düşüyor!...
 
Ramazanda dışarıda yemek yenir mi? Eğer kapalı bir toplumun bağnaz bir elemanı iseniz size göre elbette yenmez. Ancak Kur’an buna ne der diye soruyorsanız…

“Elbette yenir!...”

Eğer oruçlu değilseniz (bu herhangi bir sebepten ötürü olabilir: hastasınızdır, adet gününüzdesinizdir, saatlerle sınırlı ilaç kullanımınız vardır, benim gibi şeker rahatsızlığınız mevcuttur, canınız o gün oruç tutmak istememiştir, başka bir dine inanıyorsunuzdur, hayatınızda birkaç kere namaz kıldığınız gibi, birkaç kere de oruç tutmuşsunuzdur, sizin için oruç ibadetinin diğer yap/a/madığınız ibadetlerden farkı yoktur vs…) oruçluymuş gibi iftarı beklemenizin ibadet bağlamında bir anlamı olmadığı gibi, insani bağlamda da oruçluya saygıyla ilgili bir anlamı yoktur. 

“Ne diyor bu!?..” dediğinizin farkındayım. Daha açık anlatayım: 

Oruç tutmayan bir insan, tutan bir insana saygı olsun diye onun yanında ya da gözünün önünde yiyip içmiyorsa bu, oruç  tutmayanın oruca saygısı değil, oruç tutanın oruca ve oruç tutmayana saygısızlığıdır!...
 
Oruç, Allah rızası için yapılan iradi ve tamamen bireysel bir ibadettir. Kendi iradesi ile yemek yeme ve içme gibi ihtiyaçlardan belli süreler içinde sabrı ile feragat eden insan, bir başkasının herhangi bir sebeple tutamadığı oruçtan etkilenmez. Ayrıca ondan kendi iradi ve sonuçta  mükafat alacağı eylem için, kendisi gibi davranmasını bekleyemez. Burada hoşgörü ve saygı beklemesi gereken o orucu tut/a/mayandır. Oruçlu insan hoşgörülü olur, Allah inancı ile ibadet eden insan merhametli ve erdemlidir, babacan bir tavırla “oğlum/kızım ibadette değilsen, bana da ibadetimde karışmıyor, engellemiyorsan, özgür davranacaksın elbet, dinimiz hoş görü dini, ne de olsa sonuçta cenneti ben görecem, sana oradan el sallarım, ye sen ye afiyet olsun” deyip gülümseyebilmeliyken belki de bir inançsızdan, Müslümanda olması gereken hoşgörü ve merhameti beklemek kendi dinimize saygısızlık değil mi?
Hangi kurban bayramında, kurban kesen bir müslümanın “bak şu evde oturanlar koç kesebilir ama almamış şerefsizler, kurban kesmiyorlar, azıcık bana saygı göstersin bari bıçağımı bilesin” dediğini duydunuz? Ya da hangi ezan sonrası;

“bak şu adamlar camiye gitmiyor, evde namaz da kılmıyor, insan birazcık saygı gösterir, seccademi serer, abdest alırken havlumu tutar bari…” dediğini… 

Saçma geldi değil mi? 
Peki ne farkı var “Bak şu adam oruç tutmuyor, şerefsiz bari tutana saygı göster ortalıkta yemek yeme” cümlesindeki mantıktan… 
 
Eğer hala bu örnekler arasındaki aynılığı anlamadıysanız birkaç sözümüz daha var geride:

“Allah açlıkla terbiye etmesin!”
Eğer aç insanın karşısında yemek yenmez mantığı ile yaklaşıyorsak, o, oruç durumu için geçerli değildir. Elimize bir döner ekmek alıp Somalili çocukların karşısına geçip “nihaha, baaak, ağzın sulansın, …tün bulansın, bende var sende yok, oh ohhh!” diyerek yiyorsak (ki egemen güçler bile böyle yapmıyor!) bu saygısızlık ötesi, insaniyetsizlik, vicdansızlık olacaktır. Kendi iradesi ile ibadet eden adamın yanında kendi mecburiyeti  yüzünden ibadet edememek ve bunu gizlememek saygısızlık değildir!...
 
Bu arada ufak bir rica: Eğer oruçlu Müslümanlar yiyip içenden etkileniyorsa, lütfen oruç saatleri içinde lokanta, kafeterya vb. gibi yerlere iftar saatini bekleme bahanesi ile gelip oraları zaptederek “saygısız kafir” avına çıkmasın, bahanesi veya sebebi olan müslümana saygısı olsun…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET