• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

İÇİNDE NEFRET BÜYÜTMELİSİN OĞLUM!...

04 Ekim 2011 Salı 21:11


 
“Yemekten önce ısrarla tutku çikolatası isteyen oğlumun, "Hayır önce yemek yiyeceksin" lafımın karşılığındaki tehdidi: "Bak anne, giderim tuvalete, girerim içine, sifonu çekerim, giderim, üzülürsün di mi o zaman?!!.. E, hadi hemen bana tutku ver!..."
 
Anne-oğul felsefik sohbetler serimizden bir inci daha… Ülgen Ege bebekken henüz facebook olmadığı için ben bu muhabbetlerimizi bir günlükte topluyordum. Hamileyken başladığım bir günlük… Bu sohbeti de “yazılası” bulduğum için arayıp buldum o defteri. 
 
Gün gün kaydetmişim her şeyi… Belki bir gün oğlum okumak ister diye… Merak eder hislerimi, yaşadıklarımı, yaşadıklarını diye… Beş yıldır yapmadığım bir şeyi yapayım dedim sonra ve baktım önceki sayfalara… Konu sıkıntısı çektiğim bu haftayı da ayırdım oradan özetlediğim üç beş acı tatlı anı cümlesine… 
 
-Kasım sonu: Minicikmiş daha bebeğim, mercimek kadar bile değil… Ama kalbi atıyor… Dinledim bugün… Çok tuhaftı…

-Aralık başı: Ne yaratıcı bir duygu bu böyle… Allah kadın olabilirmiş sanki… ‘Ruhumdan üfledim’ derken kadına yaratıcılığını bahşetmiş olmasından anlamak mümkün bunu…

-Aralık sonu: Mutlu yuva dedikleri bu olmalı… 
 
-Ocak başı: Bir bebek büyüyor içimde… Ben de büyüyorum sanki… Bir çocuk heyecanı var içimde… Korkuyorum da sanki… Ya bir şey olursa ona...
 
-Ocak sonu: Kilo alıyorum, şişmanlıyoruuuum… Ama ne ilginç bu beni çok mutlu ediyor… Bebeğimi seviyorum, göbeğimi de…
 
-Şubat başı: Bir bardak kırıldı bugün evde. Hamileler batıl inançlı olurmuş, hayra da yorsam bir gariplik var huzurumuzda… 
 
-Şubat sonu: Babası yine gelmedi eve… Yalnızlık korkutuyor beni bu koca evde… Ya bebeğime bir şey olursa… Rabbim yardım et…

-Mart başı: “Bir gece de evde kal, buralar çok ıssız yerler, başımıza bir şey gelse kime gideriz” dedim, “Özgürlüğüm daha önemli, böyle gel diyemezsin, gelmem, ÖLÜN İKİNİZ DE, ben bedelini öderim.” dedi… 
 
-Mart sonu: Sinir krizi geçirmişim doktor öyle söyledi, ne olursa olsun sakin olmalıymışım, “oğlan” her şeyi algılıyormuş aslında… Onun için ayakta kalmalıyım biliyorum… İntiharın sırası değil!…
 
-Nisan başı: İhanetin kokusu olur mu? Pekiyi rengi? Niye her taraf hiç görmediğim bu renk ve kokuda… Niye elbise dolabının erkeğe ait olan kısmı midemi bulandırıyor artık? Rabbim yardım et!...
 
-Mayıs: Bütün erkekler dünyanın cinsiyet organları üzerinde döndüğünü mü düşünür yoksa benim seçtiğime mi has bu davranışlar?...
 
-Haziran: Dayanılacak gibi değil ihanet ve yalnızlık… Kimse bir şey anlamasın, ben bir hain için yıllarca emek vermiş olamam… Kimse bilmemeli, ben bile… Oğlum lütfen affet beni… Sen bir ihanete açmayacaksın gözlerini… Söz veriyorum…
 
-Temmuz: Hoş geldin oğlum! Hayatıma anlam verdin… Cennetten geldin… Armağan edildin… Allah’tan bir emanetsin, Allah’a emanetsin…
 
-Temmuz sonu: Yüzünü gördü ya oğlumuzun belki düzelir bir şeyler, bir şans daha verilmelidir mutlaka… 
 
-Ağustos sonu: İhanetin ikinci şansı olmazmış! Sabret oğlum, kurtulacağız… 
-Eylül başı: Yine evde bir şey kalmamış yiyecek, sütüm de kesilirse ben hangi parayla mama alırım bu bebeğe… 
 
-Kasım başı: Allahım kimseyi açlıkla terbiye etme, bir başıma kim yok kimse yok, kimlere gideriz şimdi, kimden yardım isteriz? Nasıl derim babama ‘adam şereften aldığı son nasibi düğünde harcamış meğer, açız açıkta kaldık’ diye? Allahım yardım et!...

Daha fazla dayanmadı gözlerim… Hızlıca çevirdim yaprakları ıslak bakışlarım arasında… Kalem elimde… 
 …
-Beş yıl sonra Ekim başı: “Yakışıklı oğlum, Allah’ın emaneti, seneler içinde hayatı öğreneceğiz beraber. Ben öğrendiklerimi öğreteceğim sana, sonra sen hayatın kendisini anlatacaksın bana… 
 
Sana, sevginin en temel ilke olduğunu anlatacağım… Sevmelisin… Her şeyi… Her şeye rağmen… Kuşları, çiçekleri, yılanları bile sevmelisin. Yaratan aşkıyla yarattığı her şeye aşık olmalısın. Seni hayatta koruyan duygu olmalı sevgi… Bağlı kalmalısın sevdiklerine. Üzmemelisin sevgiyi de sevdiklerini de. Nasıl sevileceğini de bilmelisin. Sadece kendini sevmemeyi, her yaratılanı hoş görmeyi de bilmelisin. 
 
Onur yaşamının temel taşıdır. Onurunla yaşamalısın. Onurun için yaşamalısın. Bilmelisin ki hiç kimse onurunu sen istemediğin sürece kıramaz, onurunun üstüne basamaz.  Erdem ve olgunluğu da öğreneceksin, daha doğmadan maruz kaldığın acılar gibi acılar çekerek belki… Ama direneceksin onlara da, inatla doğduğun gibi… Yılmayacak yıkılmayacaksın… 
 
Sadık olacaksın sevgiyle oluşturduğun tüm değerlerine… Asla ihanet etmeyeceksin sevdiğine, ülkene, yaratanına… Yalan söylemeyecek, kimseyi kandırmayacak ve kimsenin duygularını, yaşama sevincini, güvencini, emanetlerini, anılarını, geleceklerini çalmayacaksın… Kirletmeyeceksin hiçbir şeyi… 

Sorumluluklarının bilincinde olacak, yerine getirebilecek kadar insan olacaksın… Emek verecek, verilen emeğin kıymetini bileceksin… Değer vermeyi öğrenecek, değer verileceksin. Kimseye haksızlık etmeyecek, eşit değil ama adil olacaksın…  Cesaret yanındaki silahın olacak… Hatalarından ders almayı öğrenecek, 50’ne varmadan özür dilemeyi de bileceksin… Kul hakkına girmeyeceksin, yetime, öksüze, darda kalmışa, yoksula, sıkıntıda olana, ihtiyaç sahibine, hiçbir görüş, düşünce ve inanç ayırmadan yardım edecek, yardım edebilmek için çalışacaksın… 
 
İnsanları eylemleri ile değerlendirecek, bilinçli ve özgür iradenin ödül veya cezaya yetkin olduğunu anlayacaksın… Doğuştan gelen yeteneklerle övünülemeyeceği gibi doğuştan gelen eksiklerle alay edilemeyeceğini bileceksin… Hilkat garibesi Notre Dame’ın Kamburu’yla kavgada bile olsan, “sen de çok çirkinsin” diyemeyeceğini, bunun saldırı veya savunma olmadığını ancak seni aşağılara çekebilecek bir adileşme olduğunu bilecek ve de öğreteceksin, altmışına bile gelmiş olsa öğrenememişlere!…

Hiçbir çirkinlik ihaneti hak etmez, ihanetin kendisi bile… Bunu öğreteceksin. Ve sırf erkeksin diye dünyanın senin etrafında dönme zorunluluğu olmadığını da anlayacak, boşaltım sistemi organının vücudundaki diğer organlardan daha önemli olmadığını öğreneceksin…
 
VE NEFRET!... EN ÇOK DA ONU ÖĞRENECEKSİN!…

En güçlü duygudur oğlum… En güçlü haliyle nefret edecek hatta tiksineceksin… Asla iki yüzlü olmayacak “onu-onları”  gördüğünde suratını mide bulantısı ile buruşturabileceksin... 
 
Nefret edeceksin, kendi gerçeklerini kendinden bile saklayacak kadar yalancı olanlardan… 
Nefret edeceksin başkalarının onurunu çiğnemeye çalışanlardan… Başkalarının sırtına basarak yükselmek isteyenlerden. Nefret edeceksin ilkeleriyle yaşamayanlardan, iki yüzlü olanlardan… 

Nefret edeceksin bebelerin süt paralarını çalanlardan, uçkuruna sahip çıkamayanlardan, hatalarından ders almayanlardan. Nefret edeceksin özür dilemesini bilmeyenlerden, su yüzüne çıkmak için çamur atanlardan… 

Ve hep nefret edeceksin, sırf senin maddi-manevi ihtiyaçların olduğunda annenin diline küfür saran müsebbib(ler)den. Ve nefret edeceksin yetime-öksüze borç boyunduruğu takanlardan, çocukların geleceğini, hayallerini, mutluluklarını, yuvalarını çalanlardan, sonra dönüp “yaa bi unutmadın şu yaşadıklarını ve hala yaşıyor olduklarını, aklın hala burada kalmış, boşver herkes mutlu, sen de çek işte sessiz sedasız sus da bizi rahatsız etme, azıcık vicdanımız var onu da cehenneme çevirme” diyenlerden… 
 
Nefret edeceksin geride bıraktıkları garibanlara umursamaksızın hayatını yaşayan ama gariban edebiyatı yapıp mağdur bıraktıklarının affedebilme duygusunu sömürenlerden, kan emicilerden, saygısızlardan. Nefret edeceksin emek hırsızlarından, insan kandırdığını sananlardan, dolandırıcıdan… 

Nefret edeceksin çoluğunun çocuğunun adını anmaz, rızkını düşünmezken, başkalarının çocuklarına sevgi şiirleri yazan, öz çocuklarına ihanet edenlerden. Nefret edeceksin seni aptal yerine koymaya çalışanlardan, yaratılış üzere yaşamayı inatla reddedip ahlaksızlığı “kalıplara girememe” olarak değerlendiren insan müsveddelerinden… 
 
Nefret edeceksin suçlarının bedelsiz affı için şairlerden medet umanlardan. Nefret edeceksin zirveye giderken ayağı kırıldı diye yoldaşını kurda kuşa bırakıp kendi egosunu, tepede sandığı yerde, yüceltebileceğini sanandan, yolu yarılamışken arkadaşını satandan…

Beraber yola bile çıkılmayacağını, yol ortasında tek başına yaralıyken anladığında nefret edeceksin şerefsizden. Ölesiye nefret edeceksin!…
 
“Baban” olsa dönüp bakmayacak, ölüyorum dese bir bardak su vermeyeceksin!...
Ancaaak!...
En toplayıcı ve hakim güç olan merhamet!...
Senden yardım isteyen düşküne, her ne yapmış olursa olsun bir kase çorba içirebileceğin tek duygu… Elbette sana yapılanı yapmayacak, muhtaç olana, nefret edilmeye layık da olsa yardım elini uzatacaksın… Ama o elde sevgi asla olmayacak!... 
 
Çünkü merhamet seni güçlü yapandır, sevgin ise en güçlü duygun olmasına rağmen aynı zamanda seni kullanacakları ve sömürecekleri en zayıf yanını oluşturacak… Sevgi emek ile hak edilendir, hak etmeyene vermeyecek, ancak merhamet gücünle insanlığını yapacaksın…
 
Merhametinle güçlü, sevginle olgun, nefretinle haklı ve saygın, erdeminle mutlu olacaksın. Rabbimden emanetsin, eğitenin-öğretenin Rabbim olacak, ona emanet ediyorum, yardıma ihtiyacın olsun olmasın her zaman yanında Rabbini bulacaksın. Ve elbette sifonu çekeceksin ama içine kendin girmeden, gerekenleri oraya boşaltarak. Eğer sindirim sisteminde “yiyip yiyip çıkaramadıkların” olduysa ve durum acilse ve yakınlarda tuvalet varsa bile en isabetlisi, nefret edeceğin bu şerefsizlerin yüzünü yada yaşamını kullanmayı da tercih edebilirsin… 
 
Haydi, kalk oğlum, yolcu yolunda gerek. Bütün bunları eyleme geçireceğimiz yol çok uzun ve çetin, erken kalk da yol alalım hayat yoldaşım, “anca gideriz!”.(nokta)

Özgürlük

Metin fatih
25 Ocak 2016 Pazartesi 18:16

Özgürlük sorumsuzluk degildir

0 Beğendim
0 Beğenmedim
 
Yanıtla
TÜM YORUMLARI GÖRÜNTÜLE

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET