• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

ÖĞRETMENLERİN 3 AY TATİLİ VAR!

22 Ağustos 2013 Perşembe 16:51

Bugünlerde hiç tadım tuzum yok. Çok üzgünüm çok! Niye mi? Herkesin, bir ay da kendilerinden ekledikleri 3 aylık tatilimiz bitiyor da ondan… Şükür ki çalışma şartlarımız çok rahat. En azından yarım gün çalışıyoruz, diğer yarısı tatil… Ohh ne kebap bir mesleğim var… Yan gelip yatıyorum, yata yata para kazanıyorum. Az dişimi sıkarsam 3. yatımla 5. katımı da iki seneye alırım!...

Bir açılsın okullar, gideceğim sabah dersime, en fazla altı saat, duracağım çocukların başında, bazen anlatacağım, bazen anlattıracağım, okutacağım… Sonra da… Ohh, özgürlük, keyif, gelsin paralar!… “Nereye gitsem? Bugün nerede eğlensem? Nereden ne alsam?” olacak tek düşüncem… İyi ki de lise yıllarında akranlarım kahvelerde şakır şakır okey oynayıp, o park senin bu bahçe benim gençliklerinin tadını çıkarırken, ben evde kalıp o testlerin içine gömülmüş, bir fazla doğrum çıksın da puanım öğretmenliği tutsun diye eşekler gibi çalışmışım. Şimdi en azından o çalışmalarımın karşılığını alıyorum. Öyle ya, şimdi o akranlarımın hiç tatili yok neredeyse, eşek gibi çalışıyorlar maaşlarını alabilmek için. Ben, yata yata alıyorum! İyi ki onlar gibi yapmamış, bir taraflarımı sıkıp daha fazla çalışmış ve öğretmenliği kazanmışım. Yoksa onların kazandığı bölümlere en az iki kere girebileceğim puanlarla öğretmenlik kazanmış olmamın haksızlık olduğunu düşünürdüm. Gerçi tıpçılar, hukukçular ve mimarlar da var aynı puanı alan benimle, ama olsun onların da aylık geliri ortalama 5000 lira… Ben hem 2000 lira gibi afaki(!) bir maaş alıyorum, hem de tatilim bosbol. Üstelik yarım gün çalışıyorum…

Gerçi okullar açılınca; zümre toplantıları, şökler, yıllık ve günlük planlar, ogye çalışmaları, tky çalışmaları, sınıf panoları, sınıf düzenleri, kurum sınavları, envai çeşit tören ve kutlama programları, her öğrenci için tek tek hazırlanacak değerlendirme formları, kişisel dosyalarını hazırlama, öğrenci tanıma fişleri, performans ve proje ölçeklendirmeleri ve değerlendirmeleri, adef, ridef anketleri, sosyal kulüp çalışmaları, toplantıları, evrakları, rehberlik çalışmaları, evrakları, raporları, panoları, çeşitli ve zorunlu ve maaş karşılığı hizmet içi eğitim seminerleri katılımı, derse kaynak araştırmaları, güncel bilimin takibi, öğrenciler için ek çalışma kağıtları ve testlerin hazırlanması, ek etkinlikler katılımı, bayram törenleri merasimleri, veli görüşmeleri, maaş karşılığı toplum hizmeti saatleri, bilgi yarışmaları, ev veli ziyaretleri, spor faaliyetleri, belirli gün ve haftalar programları, veli eğitimleri toplantıları, gözlem tutanakları, müfredat takibi, sınıf kitaplık takibi, tamiratlar için para toplama etkinliği, gelen giden evraklar hazırlaması, başarısızlık sebepleri raporları, havadaki taşı tutabilme performansının sergilendiği nöbetler, cep telefonu vs. aramaları, kılık kıyafet yoklamaları, okul gezileri düzenlemeleri, yazılı kağıtları değerlendirmeleri, ödevlerin incelenmesi, e-okul ve ilsis işleri ve bir çırpıda hatıra gelen şu yazılanların 3 katı işi yapmaya başlayacak olsam da;

Olsun!... Benim tatilim bol, üstelik yarım gün çalışıyorum, yata yata kazanıyorum maaşımı…(Yalan mı söyleyecek bunca insan, öyledir herhalde…)

Bu işler, öğretmen olmak için okuduğumuzda bize söylenmemiş, mesleğe başladığımızda tombaladan çıkmış olsa da, biz ve tüm memleket, mesaimizi 6 saat bilip, yukarıdaki işleri saate böldüğümüzde günde en az 12 saatlik(tatillerimizi de dahil edince 12 saat, eğer tatilleri çıkarırsak günde 15 saati buluyor) bir çalışma durumu ortaya çıktığını bilmese de;

Olsun!... Benim tatilim bol, üstelik yarım gün çalışıyorum, yata yata kazanıyorum maaşımı…

Üstelik bunların hepsi eğitimini aldığımız işle ilgili kafa işleri, bürokratik işlemler… Elimiz boşuna mı kalem tuttu, yapacağız tabii… Ama, yarısı aslında orada olmayı hiç istemeyen, çeyreği niye orada olduğunu bilmeyen, geri kalanı da ‘hadi ayıp olmasın’ diye dinliyormuş gibi görünen en az 40 kişiye, öğretmeye mecbur olunan belirli konuları zorla (zorla dediysem, dayak yok, tokat yok, kulak çekme yok, hakaret yok, kötü söz yok, notla korkutma yok, şikayet yok, azar yok, bağırma yok, psikolojik baskı yok-nasıl zorlaysa artık) öğretmek zorunda olmak, beceremediğiniz durumda mesleki olarak yetersiz görülmek gibi durumlar olsa da (ayrıca herkes kendisini düşünsün bunun için, en basitinden şu yazıyı, beğenin veya beğenmeyin, bir arkadaşınıza okumaya kalkın ve arkadaşınız daha ikinci sayfaya geçmeden cep telefonuyla oynamaya, çayını karıştırmaya, pencereden bakmaya başlasın bakalım, ne hissediyorsunuz, aklınıza baş çavuş ve beygir geliyor mu gelmiyor mu?);

Olsun!... Benim tatilim bol, üstelik yarım gün çalışıyorum, yata yata kazanıyorum maaşımı…

Yine de halimize şükretmeliyiz, biliyorum. Güneşin evinde 10 saat aç susuz kazma sallayan beden işçileri varken bunlardan bahsetmem bile ayıp olur!

Ben beyin işi yapıyorum çünkü… Bedenen çalışmıyor, yata yata para kazanıyorum. Her ne kadar bir konuyu, orada olup konuyu dinlemek istemeyen ve kafası mütemadiyen başka yerlerde olan onlarca kişiye anlatmaya çalışırken; elini makasla kesenin yarasını pansuman etmek, koşarken düşüp kafasını yaranın acile yetiştirilmesini sağlamak, sınıfın bir ucundan diğer ucuna fırlatılan kağıtları, uçakları, silgileri, kalemleri havada yakalamaya çalışırken dersi anlatmaya devam etmek, burnu akanın burnunu silmek, çişi geleni tuvalete götürmek, ağlayanı susturmak, bitlinin bitini temizlemek, bunu yaparken kimseye çaktırmamak, rencide etmemek, poposuna kalem batırılmış çocuğun poposundan cımbızla kalem ucu çıkarmak, cüzdan veya cep telefonu koymak için taşıdığım çantanın, bir süre sonra peçete, yarabandı, ıslak mendil, yara kremi, fazladan kalem, silgi vs. ile doluşunu seyretmek, ağzından çıkan bir sözün ya da elinden çıkan bir hareketin çocukların psikolojisini bozmaması için her an tetkikte olmak, depresyonlu en az 4 vakıayla her an ilgilenmek, bu arada her 5 dakikada bir sınıftaki kaynaştırma öğrencisini kibar ve merhametli tavırlarla yerine oturtmaya çalışmak, saldırganlaşanı sakinleştirmek, bu yazıyı okuyan öğretmen harici herhangi birinin bir saat aralıksız duymaya tahammül edemeyeceği çocuk seslerini kafanda müzikleştirmek, en sabırlı annenin bile avutamadığı çocuğundan 40 tanesinin kavgasıyla gürültüsüyle günde 6 saat aralıksız uğraşmak ve tüm bunlardan en az birini her gün mütemadiyen yaşamak ve eve giderken de sinirli bir velinin sizi dışarıda bekleyen tehditlerinden kaçmaya çalışmak, her türlü savunma tekniğini doğal ve tecrübi yollarla öğrenmek zorunda kalmak gibi hiç de bedeni yorgunluk gerektirmeyen, tamamen bürokratik-masa başı evrak doldurmayla(!) ilgili işlerim de olsa…

Benim tatilim bol, üstelik yarım gün çalışıyorum, yata yata kazanıyorum maaşımı…

Günlük en az 12 saatlik kafa ve beden yorgunluğu gerektiren işlerde çalışan tıpçı, hukukçu, mimar vs. gibi emekçiler de var ülkede. Üstelik benle aynı puanı alarak girmişler üniversiteye, zor konular çalışmışlar, “bari onlar konuşsun benim tatilimi, ses etmeyeyim” diyorum ama onların da ortalama aylık geliri 5000 lira arkadaş… Ben şimdi günde ortalama 12 saat (görünürde 6 saat) beyin ve bedenen çalışıyorum, yaptığım iş, sorumlulukları da hesaba katılırsa günlük en az 200 liraya yapılır. Peki ben niye 60 liraya yapıyorum?

Olsun!... Benim tatilim bol, üstelik yarım gün çalışıyorum, yata yata kazanıyorum maaşımı…

Bugün bir temizlikçi bile “aa, abla, evinin her tarafını silcem, süpürcem, temizlik kolay iş mi sandın sen? 100 liradan aşağı olmaz” diyorken, ben öğrencinin hem beden hem kafa hem çevre hem veli hem gelecek hem geçmiş temizliğini 60 liraya niye yapıyorum peki?

Çünkü...Benim tatilim bol, üstelik yarım gün çalışıyorum, yata yata kazanıyorum maaşımı…

Yani kısaca…

Eşekler gibi çalışıp sırf tatili var diye öğretmenliği kazandım. Tatili ve maaşı benimki kadar afaki(!) olmadığı için kızanlara söylüyorum: Siz de sıksaydınız bir taraflarınızı da kazansaydınız öğretmenliği!

Maaşı benden çok ama tatili yokların tatilimi diline dolayıp kızanlarına söylüyorum: Senin gibi çalışmama rağmen senin çeyreğin kadar para alıyorum, kızmak yerine susmalısın…

Benimle aynı puanı alıp aynı zorlu şartlarda mezun olmuş aynı çalışma saatlerine (12 saat)ve sorumluluklarına sahip ve aynı maaşı alan ama aynı tatile sahip olmayanların kızgınlarına söylüyorum: Kesinlikle haklısın arkadaş, sana göre tatilim fazla, yarısını verebilirim sana…

Haa, bu arada unutmadan söyleyeyim, bana da emeğimin karşılığı olan ortalama 5000 liramı versinler, günde 4 saatten fazla uyursam, senede 10 günden fazla tatil yaparsam şerefsizim… Gerçi şimdi de daha az çalışmıyorum ama olsun, paramı alırsam göstere göstere çalışırım, şu an bu paraya bu kadar fazla çalışmış olduğumu göstermek “salaklığın ilanı” olur gibi geliyor diye susuyorum…

Ama yine de ben öğretmenliğin tatiline tav oldum arkadaş, parasında değilim…

Hem benim tatilim bol, üstelik yarım gün çalışıyorum, yata yata kazanıyorum maaşımı…

Kıskananlara veya kızanlara ve bunca lafa rağmen hala anlamayanlara “Allah başınıza versin de görün” diyorum…

 

AYRICA

DOKTORDOKTOR55
15 Aralık 2013 Pazar 18:03

devlet memuruna kar tatili ne demek oluyor onu da anlayabilmiş değilim. sen okula git bekle öğrenci gelemezse dersini yapamazsın, biz gidip polikliniklerde bekliyoruz ya... (yok şeyden söylüyorum aynı puanı almışsın da aynı parayı almalıymışsın ya ondan )

2 Beğendim
2 Beğenmedim
 
Yanıtla

BAK SEN

DOKTORDOKTOR55
15 Aralık 2013 Pazar 17:59

yazının en az 3 yerinde tıpçılarla aynı puanı aldığınızı yazmışsınız ya külliyyen yalan. aynı puanı almıştın madem (derdin de 5000 lira maaş almaktı madem ) doktor olsaydın... olsaydın da baksaydın bir tarafların yiyo mu 24 saat hasta sorumluluğu taşımayı. dersini anlatıp gidiyorsun kim ne kadar öğrenmiş umrunda değil halbuki ben verdiğim tedavi ne kadar etkili sonuna kadar ( / ölene/ iyileşene kadar) peşindeyim. ilacımı veririm ister iyileş ister iyileşme diyemem. anlayan anladı :)))

1 Beğendim
3 Beğenmedim
 
Yanıtla
TÜM YORUMLARI GÖRÜNTÜLE

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET