• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

NASIL BİR TÜRKİYE?

23 Temmuz 2011 Cumartesi 12:48


Hepimizin bildiği gibi, ülkemiz son zamanlarda oldukça netameli bir süreçten geçmekte ve milletimiz büyük sancılar çekmekte. Her milletin belli bir dönem yaşadığı ya da yaşayacağı gibi, biz de değişim ve yenilenme sürecinin sancılarını çekiyoruz.
 
Fransa’da 1789 Büyük İhtilal sonrasında, ayrıca İkinci Dünya Savaşının hemen akabinde Beşinci Cumhuriyet kurulurken, 1960, 1982 ve 1992 Anayasal, yasal ve kurumsal reformlar yapılırken, çok sancılar çekildi. Birleşik Amerika’da onsekizinci yüzyılın ikinci yarısında İngiltere’ye karşı bağımsızlık mücadelesi verilirken ve Kuzey-Güney savaşları sırasında, ardından yeni devletin sancılı yapılanmasında, özgür ve müreffeh Amerika’yı tesis eden 1787 Anayasası yazılırken, 1791 Haklar Bildirgesi ilan edilirken ve devlet sistemi düzenlenirken, zorlu süreçlerden geçildi.
 
Japonya’da ondokuzuncu yüzyılın sonlarında, Amiral Perry’nin komutasındaki bir ABD filosunun dış dünyaya kapalı Japon limanlarından birine metazori girerek, ülkenin dünyaya açılmasını sağlarken, kapalı kutu durumundaki ülkede Meiji Restorasyon Dönemine girilmesiyle siyasi ve ekonomik alanlarda büyük hamleler yapılırken, sonrasında, tarumar olarak çıktığı Büyük Savaş sonunda yeniden yapılandırılırken ve Japon mucizesi başarılırken, yine aynı acılı ve sancılı zamanlardan geçildi.
 
Almanya’da İkinci Dünya Savaşının yıkıntıları arasında Alman halkı yaşama mücadelesi verirken, 1950 ile 1970 arasında harabelerden bir dev yükselirken, yine Berlin Duvarının yıkılmasıyla fakir ve geri durumda ki Doğu Almanya’yı Batı’ya entegre ederken, kısacası Almanya, Almanya olurken yek vücut olan Almanlar az zorluklar yaşamadılar.
 
SSCB’de Soğuk Savaş dönemi sona erdiğinde Gorbaçov’un önderliğinde ekonomik alanda “Perestroika” ve siyasal alanda “Glasnost” adı verilen büyük ve köklü reformlar gerçekleştirilirken, eskiyen ve işe yaramayan her şey sökülüp atılırken, Ruslar büyük sınavlar verdiler. Burada sıralayamayacağımız daha nice örneklerde olduğu gibi, her milletin bir yeniden doğuşu ve insanoğlunun yaşamında olduğu üzere bu doğuşun sonrasında yenilenme ve değişme dönemleri olur. Bu dönemler milletçe çok dikkatli olmamız gereken dönemlerdir. Bu dönemler, ülke arabasını iyi kullanmamız gereken keskin dönemeçli zorlu yollardan geçtiğimiz dönemlerdir.

Bu dönemler, herkesin ve her kesimin üzerine düşen sorumluluklarını fedakarca ve en iyi şekilde yerine getirmesi gerekli dönemlerdir. Ve bu dönemler, ayrışma değil uzlaşma, çarpışma değil buluşma, darılma değil sarılma dönemleridir. Nasıl ki paslı çiviler yerlerinden sökülürken can sıkıcı sesler verirler, eskiyen ve sökülüp atılması gereken her şey, aynı sesleri ve sarsıntıları verirler.
 
Son zamanlarda, zor zamanlar geçiriyoruz. Ama her zorun bir kolaylığı, her yokuşun bir inişi vardır. Her mücadelenin de bir finişi. Milletimiz bir badire atlatmakta, bu belli. Kurumlar, kurallar, kavramlar ve olgular ciddi bir şekilde sorgulanıyor. Eskiyenler, yeniden kurgulanıyor. Bu elbette kolay değil. Ne zamana kadar sürer, nasıl biter, süreçte neler değişir, olaylar nasıl gelişir; tüm bu soruların cevabını şimdiden ve kesinlik arz eden bir şekilde vermek mümkün değil.
 
Ama bu soruların cevabının hepsinin bir esas soruya bağlı olarak cevaplanabileceği, bu esas soruya vereceğimiz cevaplara göre neticenin şekilleneceği aşikar. O soru şudur:
 
“Nasıl Bir Türkiye İstiyoruz?”

İstediğimiz Türkiye, nasıl bir Türkiye?
 
Korku kültürünün egemen olduğu, hukukun güçlünün yanında bulunduğu, hangi köşede hangi kötü sürprizin karşınıza çıkacağı belli olmayan, eğitim ve sağlık alanlarında henüz insanların yeterli hizmetleri alamadığı, her bir bireyin sosyal güvenlik şemsiyesi altına giremediği, insanların yarınlarını bilemediği, okuyanların iş, iş bulanların sigorta, sigorta bulanların haklarını tam olarak bulamadığı, ifade özgürlüğünün önündeki setlerin yıkılamadığı, gelir adaletsizliğinin uçuruma dönüştüğü, bölgesel gelişmişlik farklılıklarının giderilemediği, insanların huzura ve güvenli yaşamaya hasret kaldığı, kardeş kanının akmaya devam ettiği, devlet organlarının ve kurumlarının arasındaki görev, yetki ve sorumluluk karmaşasının bitirilemediği, kamu görevlilerinin yetkileri dışında iş ve işlem yapma keyfiliğine son verilemediği, ekonomik gelişmenin hızlandığı zamanlarda yeni kavgaların ve çatışma alanlarının hemen devreye sokulduğu, yolsuzluklarının milleti büyük zarara uğrattığı, ekonominin üçte birinin kayıt dışı olduğu, vergisini tam verenin yadırgandığı, israf ve lüksün çığ gibi büyüdüğü, çocuklarımızın geleceklerinden endişe ettiğimiz, insanların birbirine düşman edilmesi için oynanmadık oyunların kalmadığı, devlet-millet bütünleşmesinin önüne geçmek için ne gerekiyorsa yapıldığı, vatan evlatlarının terörün azgın sularına kapıldığı, toplumun temel taşı olan aile yaşamında karanlık yollara sapıldığı, İzmir marşı gibi bir ileri iki geri gidilerek bu milletin gücünün boşa çıkarıldığı, devasa sorunlarla boğuşmaktan yarınlarını konuşamadığı bir Türkiye’mi?
 
Yoksa;
 
İnsanların yaşamaktan mutluluk duyduğu, her köşesinde huzur bulduğu, huzuru bozanların sindirildiği, anaların göz yaşlarının dindirildiği, güzel hasletlerimizin diriltildiği, potansiyelini değerlendiren, kaynaklarını dengeli kullanan, devletin vatandaşına güvendiği, vatandaşın da devletine destek verdiği, korkularını yenmiş, işsizine iş, aşsızına aş bulmuş, devlet-millet kucaklaşmasının o muhteşem hazzına varıldığı, birbirine iten kolların kardeşçe sarıldığı, DOĞUSUYLA BATISIYLA, GÜNEYİYLE KUZEYİYLE BÜTÜNLEŞMİŞ BİR TÜRKİYE Mİ? Evet cümle aleme birliği beraberliğiyle örnek olacak Bir Türkiye’mi? Yeni Yüzyılın yeni gücü olan bir Türkiye’mi? Mazlumun yanında olan, kendini özünde bulan, kendiyle barışık bir Türkiye’mi?
 
Bu iki Türkiye’den hangisini istiyorsak, yapılan ve yapılacak her şeyi buna göre yorumlamalı, buna göre ölçüp biçmeliyiz. İstediğimiz Türkiye, hepimiz için bir akıl süzgeci olmalı. Eğer, güçlü, müreffeh, huzur ve barışın hakim olduğu bir Türkiye istiyorsak, bunun gerekliliklerini iyi bilmeli, kim yapıyorsa yapsın, atılan her adımı ve yapılan her işi bu süzgeçten geçirip, ona göre tarafımızı ve tavrımızı almalıyız. Niyetlerin ve teşebbüslerin neticesinin hangi Türkiye’ye hizmet ettiği sorusunun cevabını açık yüreklilikle ve samimi bir şekilde vermeliyiz. Devlet ve milletin kaderini etkileyecek her adımda sorgulamamızı ideolojik ve şahsi menfaatlerimize göre değil, gelecek kuşaklara karşı sorumluluğumuz ve ortak geleceğimiz ekseninde yapmalıyız.
 
Türkiye, yaşanan bu süreçten daha güçlü ve daha bütünleşmiş olarak çıkabilecek bir kültürel, sosyal ve ekonomik alt yapıya, devlet geleneğine, kardeşlik algılamasına ve değişim tecrübesine sahip. Yeter ki, devlet ve milleti doğrudan ve dolaylı olarak bağlayan kararları ve planları hazırlayanların, bu kararları verenlerin, bunları uygulayanların, kararları yargılayanların, bütün bunları halka duyuranların, kararlara göre halka buyuranların ve bunların muhatabı olanların istediği Türkiye aynı Türkiye olsun; Aydınlık Türkiye olsun. Bereket nişanesi yağmur dolu bulutların geçici gölgesi, bizi karamsarlığı itmesin.
 
Geleceğe dair umutlarımız, geleceği büyük bir ülkede hesapsızca bitmesin.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET