• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

HAYAT'A DAİR

31 Ekim 2011 Pazartesi 19:13

 “Hayat”... Sihirli bir sözcüktür “hayat”. Her ademoğlu için anlamı aynı değil belki, ama hepimiz için hayat ve ölüm en çıplak gerçeklikler. İnsanoğlunun muhtemelen en çok sorguladığı, sorgulamaktan yorulmadığı, nice feylesofun, amacı ve anlamı üzerine kafa patlattığı temel problematiktir “hayat”.

 
Hayat, felsefenin derin dehlizlerinde aranan sırlı bir hazine olsa da, aslında o her canlının sahip olduğu bir gerçek hazine. Gel gelelim, onun nasıl kullanıldığı, nasıl harcandığı ve nelere dönüştürüldüğü sorusu, herkes için aynı standartta verilebilen bir yanıt değil.
 
Hayat bir yolculuk, bir seyr-ü seferdir aynı zamanda varlık okyanusunda. Varlığın ta kendisi ve ölümün efendisi... Nasıl yaşarsak öyle ölürüz. Hayatımız belirler hayat sonrasını. Hayat yolculuğu belli istasyonlarda molalarla, bazen inişler, bazense çıkışlarla, çalkantılı akışlarla sürer gider tayin edilen vakte kadar. Kiminin yolculuğu bir kelebek ömrü kadar kısa, kimininse bir çınar gibi asırlık. Amma, kelebek ömrüne asırları sığdıranların yanında, yaşça yüzü devirip daha hayatın anlamını zihninde çeviremeyenler de var elbette.
 
Nice sürprizlerle doludur hayat. Hangi köşeden hangi sürprizin çıkacağı kestirilemez. Aramak gerek, durmadan usanmadan aramak… Arayanlar bazen altın ararken bakır bulurlar, gün gelir bakır ararken altın. Yeter ki ara...Ama aradığının bilincinde ol. Ne diyor Claudw Bernard; “Aradığını bilmeyen, bulduğunu anlayamaz”.
 
Bir arayıştır hayat… Mutluluğu arayış… Hayatın belki en genel amacı; mutlu olabilmek. Hayatın her anında mutluluğu aranması gereken değil, yaşanması gereken bir fırsat olarak görmek, belki daha doğru. Bir başka doğru ise, mutluluğun her an hayatımıza girmesi için yeterli derece açık kapı bırakmak.
 
Mutluluk, esasında bizim seçimimiz. Her sabah küçük ölümümüzden kalkıp taze bir hayata başlarken, o günün nasıl geçeceği büyük ölçüde bizim tercihimize bağlı. Hayata bakışımız ve ona yüklediğimiz anlam, hayatın bize getirdiklerini doğrudan etkiler. Zaten hayat bir ayna değil midir? Asık suratlı yüzlere suratını asan, mutlu yüzlere gülümseyerek bakan bir ayna.
 
Hayat asla bir yarış değildir. O yarış olmaktan öte aslında bir varıştır. İnsanın kendi iç derinliklerinde yaptığı gizemli yolculuğun vardığı anlamdır hayat. Aslında hayatın nasıl yaşandığı, ömür taşının nasıl aşındığı, ruhun can kafesinde nasıl taşındığı, bir hayat memat meselesidir. Anlamını bilene, kendini bilene, bilmediğini bilene, bildiğini yapabilene ne kadar anlamlı ve değerli ise, bunlardan bihaber olana da o denli anlamsız ve değersizdir hayat. Tabii ki değersiz olan, hayatın kendi değil, ona değer yüklemeyenin7yükleyemeyenin kendidir.
 
“Nietzsche’nin güzel bir sözü var; “Bütün bezgin ve yorgun insanlar güneşi lanetlerler: Onlar için ağaçların değeri gölgeleriyle ölçülür’. Kimileri yorgun doğar, kimileri ise erken yol alır, çabuk yorulur. Sonuna kadar yanmaktan korktukları için, kendi ateşini erken söndürenler de vardır. Hepsi de hayatın geri kalan kısmını bir ağacın gölgesine sığınarak geçirmeyi seçerler. Yaşamak korkutur onları çünkü, tabii ölmek de. Bu yüzden ne birine, ne diğerine yakın dururlar, ikisinin tam ortasında durmak, en güvenlisidir. İçinde hayata rastlanmadığından, ölümün de uğramayacağını zannettikleri o dar alan, onların çelişkisiz topraklarıdır. En şaşırtıcı olan, ne sevgi ne de nefret, hiçbir konuda şiddetle davranmamalarıdır. Bütün fırtınalardan uzakta, hiçbir beklentilerinin kalmadığına kendilerini inandırarak, bütün hazları, heyecanları ve günahları, kendilerine yasaklayarak yaşarlar. Onların ne büyük acıları, ne de büyük umutları olur”.
 
E. G. Hubbard’ın söylemek istediği de belki buydu; “Hayatta yapılacak en büyük hata, hata yapmaktan korkarak yaşamaktır. Her şeye homurdanmaya alışmış bir kimse, fırsat kapıyı çalınca gürültüden yakınmaz mı?
 
İnsanlar neden ölür bilir misiniz? Tembellikten, inançsızlıktan ve hayatı, yaşanmaya değer kılmayı becerememekten... Bernard Shaw bunu söylerken, tüm söylediklerimizi de özetler gibi. Hiç kimse kafasından sorumlu değildir, ama kafasının yaptığından sorumludur. Ektiklerimiz, biçtiklerimize dönüşecek hayat tarlasında. Bir Çin atasözünde de ifade edildiği gibi, “Geleceğin bütün çiçekleri, bugünün tohumlarındadır”.
 
Bugün, zaman diliminde gerçekte sahip olabildiğimiz tek vakittir. Bunu nakde çevirmek, yani maddi ve manevi yönlerden kazanca dönüştürmek kendi ellerimizdedir. Dün geçmiştir, yarına ise malik değiliz. Sahip olabildiğimiz aslında sadece bugündür. Hayatımızın her gününü böyle değerli bilmek, hayata gereken değeri vermemizi sağlayacaktır.
 
Bizleri acıya boğan Van depreminde hayatın gerçek anlamını ve değerini yeniden ve derinden anladığımızı düşünüyorum. Hayat, kutsaldır. Hyata bu anlamı veren asıl cevher de insandır. Kainatın en değerli varlığı da insandır. İnsanın en vazgeçilmez varlığı ise hayatıdır, yaşama hakkıdır.
 
İnsanı yaşatmak, en yüce gayelerden biridir. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözüyle çağlar ötesinden bize seslenen Şeyh Edebali, ne güzel söylemiş. Her şeyin merkezine insanı koyacağız. Her uğraşımız insan odaklı olacak. Devlet olsun, kurum olsun, şirket yada birey olsun, herkes ve her kesim “Önce İnsan” demelidir. İmar planı yaparken de, binalara ruhsat verirken de, yapılar inşa ederken de, hepsini kontrol ederken de...hep insan öncelikli ve yaşamın kutsiyetine inanarak hareket etmeliyiz.
 
Sadece buradaki mahkemeleri değil, ötelerdeki Büyük Mahkemeyi de hesaba katarak yapmalıyız her şeyi. Hele ki “kul hakkı” var. Öde ödeyebilirsen! Toprağın üstü varsa unutmayalım altı da var. Masum insanları göz göre göre toprağın altına gönderenler, toprak altına gönderildiklerinde ne yapacaklar? Yatmaya yerleri var mı acaba? Hadi diyelim buradaki hakimden kurtuldular, ya oradaki Hakim’den nasıl kurtulacaklar? Biraz insaf ya hu!...
 
Daha söylenecek çok söz var hayata ve hayatlara kastedenlere dair... Hepsini bir çırpıda saymamak gerek. Yeri geldiğince söylenecekler sözler de bırakmak gerek. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET