• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

BAŞKAN KAZIM YILMAZ’A ÇAĞRI

06 Ocak 2012 Cuma 15:35


 
Geçen hafta sonu köşemizde “FUTBOLDA BECERİKSİZ YÖNETİCİLİĞİN FATURASINI TAKIMLAR ÖDER” başlıklı yazımızda, Adnan Sezgin’in Türkiye’nin sayılı idari menajerlerinden biri olduğunu ve kesinlikle teknik menajerlik anlamında başarılı olmadığını ve olamayacağını ifade etmiştik.
 
Yani konu kısaca “Ben demiştim” noktasına çok erken geldiği için, özellikle Başkan Kazım Yılmaz’ın bundan sonra çok daha dikkatli adım atması gerektiğini düşünmekteyim.
 
Tonia Tisdell olayında Samsunspor cephesi olarak içine düştüğümüz durum, beceriksiz yöneticiliğin ne yazık ki acı bir tezahürüdür. Futbolcu alacaklarını alamadığı gerekçesi ile Ankaragücü ile sözleşmesini fesih ediyor. Sonra sırası ile Ankaraspor ile ve Mersin’le 2016’ya kadar imza atıyor. Hatta Mersin’de bir ay kalarak ara transfer dönemini bekliyor. Sonra’da Ankara’ya gelip bizim becerikli yöneticilerimize gelerek yeni bir sözleşmeye imza atıyor.
 
Bu kadarına pes değil yuh demek gerekir. Adnan Sezgin gibi bir futbol bilgininin bu vagona binmemesi gerekirdi. Bu vagondan bir şekilde inebilirsiniz buna sözümüz yok. Ama yaklaşık 10 yıl bilfiil yöneticilik yaptığım kulübümüzün hiçbir dönemde böylesine iş bilmezlik konumuna düştüğünü hatırlamıyorum.
 
Sportif sorumluluk veya genel müdürlük, adı her ne ise, bu mevkilerde bulunduğunuzda her işi kendinizin yapması gibi bir durum söz konusu olamaz. Bu mevkiler sizin her konuya hakım olduğunuzu veya olmanız gerektiğini ortaya koymaz. Teknik konular ile ilgili ehliyetli kişileri bulursunuz ve göreve getirirsiniz. Futbol şubesi ile ilgili deneyimi olan kişileri arar bulursunuz ve onları bu birimlerde görevlendirirsiniz. Sizde bu kişilerin sevk ve idaresini üstlenirsiniz. Adnan Sezgin konusunda anlatmak istediğim konu budur.
 
Bugün tüm yerel gazetelerimiz ve yorumcularımız Adnan Sezgin’in futbol konusundaki bilgi ve deneyimi konusunda kalem oynatmamakta iken, ben eski bir yönetici olarak kendisini belki de ilk eleştiren kişilerden biriyim. Ancak benim anlatmak istediğim, Adnan Sezgin’in futbol konusundaki bilgi ve beceriksizliği değildir. Böyle bir tasarrufta yani eleştirilerde bulunursam, bu benim cehaletimden kaynaklanıyor demektir.
 
Asla bu konuda tek bir kelime yazarak ukalalık yapamam. Ancak ben Sezgin’in teknik konuların dışında bırakılarak daha ziyade tepede yani en üstte takımın sevk ve idaresini sağlayabilecek en doğru kişi olduğunu, ancak teknik anlamda kesinlikle kendisine yardımcı olabilecek teknik ekiplerin olması gerektiğidir. Son yaşanan olay sadece ifade ettiklerimin bir teyidi olmuştur.
 
2.yarının ilk maçındaki görüntümüze gelince; doğrudur. Deplasmanda 1 puan önemli bir kazanımdır. Ancak son 3 takıma göz atıldığında bir üstteki takım ile puan farkı 5’e yükselmiştir. Samsunspor için bundan sonra puan değil puanlara ihtiyacı vardır.
 
Petkoviç maç sonrasında yine aynı iyimser demeçler vermeyi sürdürmüştür. Ortaya koyduğu tablo ile, sanki önümüzdeki maçlardan alınacak sonuçlar ile yükseliş trendine girebilecek bir Samsunspor profili ortaya koymaktadır. Eğer önümüzde oynayacağımız 3 maçta sıkıntılı sonuçlar aldığımızda, ondan sonraki maçlarda futbolcular doğal olarak sorumluluktan kaçan bir futbol tarzı benimseyeceklerdir.
 
Eksik olan yine her zaman olduğu gibi diyaloğ eksikliğidir. Yine en iyisini ben bilirim yaklaşımıdır. Samsunspor’un aleyhine gelişebilecek konularda şahsen kentte ortaya koyduğum tavır kamuoyunca bilinir. Gerek genel kurullarda yaptığım konuşmalarda ve gerekse köşe yazılarımda tespit ettiğim her tür olumsuzluğu kamuoyu ile paylaştım. Kafamın arkasında hiçbir şey bırakmadım. Çünkü Samsunspor onun bunun takımı değil bir kentin takımıdır. Zarar gördüğünde sokakta simit satanlardan en önemli işadamına kadar herkes zarar görür.
 
Son olarak başkan Kazım Yılmaz ile yaşamış olduğum bir diyaloğu gündeme taşıyarak, yine Samsun’umuzda eksik olan kolektif çalışma ruhu eksikliğine bir örnek vermek istiyorum.
 
Samsunspor’un transfer gündeminde olduğunu öğrendiğim Önder Turacı ile ilgili istişare yapmak üzere başkanı yurt dışından Ankara’daki maç öncesi telefon ile aradım. Kendisine “başkan Önder Turacı bizim gündemimizde imiş, kendisi ile 2 gün önce görüşülmüş” dediğimde başkan “böyle bir isim gündemimizde yok” şeklinde bir cevap verdi. Oysa beni arayan Önde Turacı “ağabey ben Katar’da bir anlaşma yapmıştım ama vazgeçtim , Samsun’dan beni aradılar. Adnan Sezgin’le görüştüm. Eğer beni düşünüyorlar ise Samsun’a gelmeye hazırım” şeklinde ifadeler kullanmıştı.
 
Benim amacım eğer teknik kadronun böyle bir talebi var ise, Önder’i çok cüzi miktarlar ile veya bila bedel takımımıza kazandırmaktı. Çünkü kendisi sezonu boş geçirmek istemiyordu. Şahsi fikrim ise Önder Turacı’nın kesinlikle Samsunspor’un ihtiyacı olmayacağı idi. Çünkü yaklaşık 1 yıldır futbol oynamıyordu. Kapağı atacağı bir takım aramakta idi. Futbolcu cephesinden bakıldığında doğru bir yaklaşımdı. Ancak kesinlikle Samsunspor için ilaç olamazdı.
 
Sezon başında yönetim kurulu oluşmadan menajeri vasıtası ile bizimle temas kurmuştu. Sezon başladığında yine Belçika’da kendisinin çocukluk arkadaşı olan yeğenim ile haber göndermişti. Sonrasında yine menajeri aradı ve tansiyonu yüksek bir konuşma ile konuyu kapatarak yönetim kurulundaki arkadaşlarımız ile de paylaşmayı dahi uygun görmemiştim.
 
Ancak Önder, Adnan Sezgin’in kendisi ile görüştüğünü söylediğinde öncelikle şaşırdım. 1 yıldır futbol oynamayan bir futbolcudan yarım devrede ne beklenebilirdi. Yine de başkanı arayarak konu ile ilgili ne düşündüklerini sordum. Eğer bu futbolcu düşünülmüyor ise neden kendisi ile görüşme yapılmıştı. Düşünülüyor ise de kulübün kasasından para çıkmamalı idi. Çünkü futbolcunun niyetini iyi biliyordum. Ücretsiz olarak bizde oynamaya hazırdı. Yani amacım kulübe para ödetmemek idi.
 
Başkanı ben gazeteci kimliğim ile değil bu kulübe yıllarını veren eski bir yönetici bir dost olarak aramıştım. Çünkü ben hiçbir zaman gazeteci olduğumu iddia etmedim, naçizane bir köşe yazarıyım. Üstelik kulübün mutfağını iyi bilen biri olarak başkandan bilgi almak gibi bir düşünceye sahip olmam da beklenemezdi. Sadece kulübümün gereksiz bir para ödemesini önlemek istedim.
 
Bu tür bir dialoğun kişisel olarak elbette bir önemi yoktur. Ancak Kazım başkana köşemden seslenmek istiyorum.
 
Sevgili başkan, bana göre Samsunspor ilk kez cebinden para harcayacak bir başkana sahip oldu. Üstelik sempatik kimliğiniz ile Samsunspor taraftarı her tür olumsuzluğa rağmen size karşı negatif bir görüntü içinde olmadı. Bu sizin için ve Samsunspor için çok önemli bir avantajdır. Hatta 2. Bir Hasbi Menteşoğlu dönemi başlıyor şeklinde çok hoş bir atmosfer yaratıldı. Bu sermaye bana göre sizin için çok değerli ve önemli.
 
Ancak; 1. Öncelikle başkan olarak birlik ve beraberliği sağlayacak olan sizsiniz. Başkan olarak bütünleştirici bir rol üstlenmelisiniz. Eski yöneticileri sizin arkanızdan kuyu kazan birileri olarak nitelendirmeyin. Herkes en az sizin kadar bu kulübü seviyor. Samsun’da siz yönetim kuruluna geldiğiniz için, yani eski yöneticileri tabiri caiz ise saf dışı bırakarak kulübü aldığınız için, takımımızın küme düşmesini ve başarısızlığını isteyecek kadar şerefsiz ve ar duygusu olmayan hiçbir eski yönetici yoktur. Şahsen uzun yıllar bu kulüpte yönetici olarak bulunduğum için hemen hepsini tanıdığım için rahatlıkla bu sözleri ifade edebiliyorum.
 
Doğrudur. Hatalar yapılmıştır. Bu hataları ilk afişe edenlerden biriyim ve her zaman gördüklerimi yine kamuoyu ile paylaşacağım. Ancak hataları yapan arkadaşlarımızda bir iki istisna hariç Samsunspor’un menfaatlerini düşündükleri için yapmışlardır. Kapasiteleri çerçevesinde kulübe yöneticilik yaparak hizmetlerde bulunmuşlardır. Ama hiçbir eski yönetici arkadaşımız sizin başarısızlığınız karşısında ellerini ovuşturmaz. Çünkü zarar görecek olan ne Kazım Yılmaz, ne sizin fındık fabrikalarınız ve ne de Midilli Restoran’dır. Zarar görecek tek kurum Samsunspor’dur.
 
2. İkinci konu ise, işim gereği sık yurt dışına çıktığımdan sizinle yakından sohbet etmek imkanı bulamadım. Ancak kafama takılan bir soruyu da sormadan geçemeyeceğim. Özel bir konu olmadığı için de buradan sesli düşünüyorum. Basında sizin 15 trilyon gibi bir rakamı kulübe verdiğiniz söyleniyor. Siz de zaman zaman kulübe bu kadar para verdiğinizi iddia ediyorsunuz. Doğru ise bu kulüp bana göre geçmiş dönemden daha borçlu hale sokulmuş ve kulübün geleceği çok büyük tehlikeye girmiş demektir.
 
Neden mi; eğer sizin verdiğiniz yani basında telafuz edilen rakamlar doğru ise, kulübümüze TFF’den Kasım ayı sonuna kadar 10 trilyon 250 bin TL. yayın geliri girişi olmuştur. Ayrıca sezon sonuna kadar da 11 puan karşılığında 3 trilyon 750 bin TL, ve spor loto ve toto gelirleri, reklam gelirleri vesaire 2 trilyon bir girdi ile kulübün kasasına yaklaşık 15-16 trilyon civarında bir nakit oluşmuştur. TFF’de mevcut geçmiş temlikler ve borçlar ise tamamı 4,5 trilyonundur. (İsmail Uyanığın koymuş olduğu temliklerde bu rakamın içindedir) TFF’deki borçlar ile futbolcuların 1,5 trilyonluk geçmiş alacaklarının tamamını ödemiz olsanız Geriye yine 10 trilyon kalır. Bu arada almış olduğunuz yaklaşık 21 futbolcuya ödenmiş paraları da siz biliyorsunuz. Sizde eğer cebinizden bu rakamların üzerinde 15 trilyon daha borç vermişseniz şu anda kulübün 25 trilyon borcu oluşmuş demektir.
 
Yapacağınız yeni transferlere de en iyimser bir tahminle 5 trilyon harcasanız ki bu rakam yeterli değildir. O zaman sezon sonunda 30 ile 35 trilyon borç ile kulübümüz yeniden borç batağına saplanmış olacaktır. Yapılandırılmış vergi ve SSK borçları ile bu rakam 45 trilyon civarında olacaktır.
 
Sizce bu borçların altından nasıl kalkılabilir. Kurumsallık işte bunun için gerekli idi sevgili başkanım. Kulübe para vermekle siz bana göre bu kulübe zarar vermiş oldunuz. Keşke para vermek yerine, doğru bir kadro ile yola çıkmış olsa idiniz. Hem bu kadar cebinizden para vermemiş olurdunuz ve hem de takım bugünkü konumda olmazdı.
 
Başkana dayalı bir düzenin yeterince sıkıntılarını çektik. Artık kurumsallaşmış bir Samsunspor’u yaratmalıyız. Bence size karşı oluşan sempatik rüzgarı arkanıza alarak kurumsallaşma yönünde adım atmalısınız. Kurumsallaşmak tüm ipleri bir kişinin eline vermek değildir. Otokontrol sistemi kulübün giriş kapısından futbolcunun yiyeceğinden ve giyeceği formadan başlar ve en üst kademede sizde biter. Bunu sağlayamaz isek havanda su dövmüş oluruz.
 
Konuları kamuoyu ile paylaşma gereği duymamın nedeni, ne yazık ki Samsun’umuzda kolektif bir çalışma ruhunun oluşmamasıdır. Bu sadece futbol dünyası ile ilgili değil, ekonomik ve sosyal anlamdaki tüm branşlarda da aynı anlayış hakimdir. Samsun’lular birlik olamazlar. Samsun’u kurtarma planları, doğrular ve yanlışlar balıkçı lokantalarımızda rakı kadehlerine meze yapılarak gündeme getirilir. Oysa birlik ve beraberlik ruhu gelişmediğinden, İhracatı 1 milyar doları aşan 15 il arasında yer bulamayız. Laf üretiriz iş üretemeyiz. Çok biliriz, oysa bildiğimiz hiçbir şey bilmediğimizdir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET