• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

MAĞDUR OLARAK DAVA AÇIYORUM

01 Mart 2012 Perşembe 19:45

EPDK VE KOZLUK BELEDİYESİ ALEYHİNE MAĞDUR OLARAK DAVA AÇIYORUM.

 
Kozluk’da faaliyetini sürdüren OMV’nin tesis etmiş olduğu Termik Santral ile ilgili hukuk karmaşası sürmekte olduğundan, doğal olarak 1. Sınıf tarım arazilerimizin yer aldığı bu doğa cenneti bölgemizde zehir kusan sistemler her geçen gün yerlerini sağlamlaştırmaktadırlar.
 
Köşemizde Terme Kaymakamı Fahri Meral’in OMV topunu taca atmaması gerektiğini, ve hukuk devleti olgusunun 1. Derecede hamisi olması nedeniyle hukukun üstünlüğünün korunması için gerekli prosedürleri uygulaması gerektiğini ifade etmiş idik.
 
Bu çerçevede olay biraz daha irdelendiğinde doğal olarak oklar Samsun Valiliğine çevrilmektedir. Firma bilindiği üzere ÇED raporuna sahip olmadan bölgede çalışmalarına başlamıştır. Bu yetkide kendilerine ne yazık ki Samsun Valiliği tarafından verilmiştir. Kanunlar ÇED raporu alınmadan tek bir kazma ve tek bir çivinin çakılmasına izin vermezken, valilik hangi yetki ile bu ruhsatı verdiği de bilinmez. Bu da ayrı bir konudur.
 
Asıl konumuza gelecek olur isek; OMV’nin bölgemizde yarattığı bu kaos ile ilgili son gelişmeler hakkında şahsen kendisinin de sorumluluğu olduğuna inandığım Kozluk Belediyesi’nin çevreci kimliği ile bilinen belediye başkanı Şenol Kul ile telefonda istişarede bulundum. Çünkü bana göre belde belediyesinin de, alınan hukuki kararların uygulanmasında bir yükümlülüğü bulunmalı idi.
 
Başkan Kul; Danıştay’ın almış olduğu kararın inşaat faaliyetinin durdurulması anlamını taşımadığını, işletmenin üretim lisansının durdurulması ile ilgili olduğunu ifade ederek, konunun muhatabının Belediye olmayıp EPDK (Elektrik Piyasası Denetleme Kurulu) olduğunu ifade ederek, bir noktada kendilerinin de mağdur olduğunu belirtti.
 
İdari Mahkemenin ve Danıştay’ın vermiş olduğu karar metni incelendiğinde, Kul’un haklı olduğu ortaya çıkmaktadır. Ancak yine bana göre, Kozluk Belediyesi’nin , bölgede inşaat faaliyetlerinin ihlal edilmesi dışında yasal olarak OMV’ye herhangi bir yaptırımı söz konusu olmasa da, bir işletmenin kendi sorumluluğu altındaki bir bölge de her ne olursa olsun Anayasa’nın 2. Maddesinin ihlaline göz yummaması gerekir diye düşünmekteyim. Belediye’nin muhatap kabul edilmemesi karşısında da başkanın elinin kolunun bağlı olduğu bir gerçektir.
 
Diğer yandan, EPDK’nın Trabzon’lu başkanı Hasan Köktaş’ın ise duyarsızlığını anlamak elbette mümkün değildir. Olay Tunceli’nin veya Diyarbakır’ın herhangi bir beldesinde değil kendi seçildiği bir bölgede cereyan etmektedir. Yani bölgeyi en iyi tanıyan ve bilen bir kişi olarak, 1. Sınıf tarım arazilerimizde katliama seyirci kalmak yerine prosedürlerin ivedilikle uygulanması yerine 3 maymunu oynamayı tercih etmektedir.
 
Danıştay’ın vermiş olduğu kararın 30güniçinde fiilen uygulanması gerekmekte idi. Muhatap elbette 1. Derecede EPDK’dır. İşletmeye yaptırımı uygulayacak olan da bu kurumdur. Eğer EPDK bu görevi yerine getirmiyor veya getiremiyor ise, bu noktada hukuk devletinin üstünlüğü için masaya yumruğunu vuracak olan kurumlar mülki amirliklerdir.
 
Danıştay’ın vermiş olduğu karar gayet açıktır. Bu karar çerçevesinde OMV’nin lisansı için yürütmeyi durdurma kararı verilmiştir. Yani işletme bu karar ile birlikte 1. Sınıf tarim arazileri olarak ilan edilen bölgede tesis kurma ehliyeti elinden alınmıştır.
 
Söz konusu lisansı veren kurum kimdir? Elbette EPDK’dır. 4628 sayılı EPDK kanunun 1. Maddesine göre, elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli ve düşük maliyetli, ve ÇEVREYE UYUMLU bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için …………..vesaire, piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetiminin sağlanmasıdır.
 
* EPDK DEVLETİN ROLÜNÜ ÜSTLENEN KURUMDUR,
 
* EPDK FİRMALARA LİSANS VEREN VE GEREKTİĞİNDE İPTAL EDEN KURUMDUR.
 
* EPDK SADECE BAŞBAKANLIK VE SAYIŞTAY TARAFINDAN DENETLENEN BİR KURUMDUR.
 
Başlıklar elbette artırılabilir. Özetleyecek olur isek, Danıştay OMV’nin lisansı için yürütmeyi durdurma kararı vermiş, ancak her ne hikmetse bu kararın uygulanabilmesi için bir mercii bulunamamaktadır. Danıştay’ın muhatabı ilk etapta EPDK’dır. Ancak EPDK tarafından yapılan açıklamalarda, söz konusu santralin inşaat faaliyetlerinin denetimi hususunun bölgedeki yerel yönetimlerin görevi alanında olduğunu ifadeleri kullanılmaktadır.
 
Doğrudur. Santralin inşaat faaliyetlerinin denetimi konusu bölgedeki yerel yönetimler sorumludur. Nitekim Kozluk Belediye başkanı Şenol Kul birkaç kez bu hassasiyeti göstererek gerek ruhsat alım ve gerekse inşaat süreçlerinde işletmenin kapısını mühürlemiştir. İyi de, Danıştay vermiş olduğu karar ile “beyler siz tesislerinizi denize 1.500 metre uzaklıkta yapmanız gerekirdi” veya “bakın tesislerinizde kullandığınız inşaat malzemeleri kalitesiz ve TSE belgesi yok” veya “işletmenin kapısında güvenlik görevlileri yerine kangal köpeklerini görevlendirmişsiniz” bu olumsuzlukları düzeltin demiyor ki.
 
Ne diyor Danıştay kararları. “Beyler siz 1. Sınıf tarım arazileri üzerinde bu tesisleri konuşlandıramazsınız. Sizi bu ruhsatı yani lisansı size veren EPDK’ya havale ediyorum. Bu lisans için yürütmeyi durdurma kararı veriyorum. EPDK’ya gidin derdinizi mumla mı yoksa kına ile mi anlatırsınız bilemem” diyor. “Yani lisansınızı iptal ettim faaliyetini durdurun” diyor.
 
Görev bu noktada kime düşüyor. Elbette ilk etapta EPDK’ya. Görevini yerine getirmiyor mu? O zaman görev kime düşüyor. Mülki amirliklere. Bu kurumlar da görevini yerine getiremiyor ise o zaman demokrasinin olmazsa olmazlarından olan STÖ’lere.
 
Son olarak da elbette bireylere görev düşüyor. Bu çerçevede Ünye bölgesinde fındık üreticisi olarak vatandaşlık görevimi kullanacağım.
 
2872 sayılı Çevre Kanununun ilkeler başlığı 3. Maddesi (a) fıkrasına göre çevrenin korunması ve çevre kirliliğinin önlenmesi adına, ayrıca Anayasamızın 36. Maddesinde yer alan “herkes (gerçek ve tüzel kişi) Hak arama hürriyetine sahiptir. İdarelerin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolları açıktır” hükümleri çerçevesinde başta EPDK’yı ve sonra da KOZLUK BELEDİYESİ aleyhine dava açmak için gerekli girişimleri başlatmış bulunmaktayım.
 
Bugün petrol türevi hammaddeler ile üretilen materyallerin insan sağlığı ve çevrede yarattığı tahribata göz yummak, akan derelerimizi, kundaktaki bebelerimizi ve geleceğimizi yok etmektir. Bu katliama seyirci kalmamak da, bana göre her vatandaşın görevidir. Bende bu sorumluluk
 
çerçevesinde torunlarıma ve onların torunlarına temiz bir çevre sunmanın mücadelesini her platformda sürdüreceğim.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET