• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

MİLLETİN VE ÜLKENİN DEĞERLERİ PEŞKEŞ ÇEKİLEMEZ

01 Ağustos 2012 Çarşamba 03:46

Birkaç gündür “BU KULÜP SOYULDU BEYLER” yazımız ile ilgili, gerek eski yöneticilerimiz ve gerekse okuyucularımızdan olumlu veya olumsuz bazı görüşler tarafımıza iletilmektedir. 
 
Herkesin kendine göre bir görüşü vardır, saygı duymak gerekir. Ancak bir yerel gazetemizin köşe yazarının, iddialarımı sanki bugün ortaya atmışım gibi köşesinde benim yazımı kullanarak değerlendirme yapmasını, Samsun gündemini yakından takip eden bir kişi olarak değerlendirdiğim ve yazılarını takip ettiğim arkadaşımızın kronolojik bir hatası olarak değerlendirmekteyim. 
 
Aslında konuyu köşeme taşımak istemedim. Çünkü özellikle Samsun’da bazı kişilerin sahip oldukları köşeleri kullanarak birbirlerine karşı kullandıkları sokak ağızlarını hiç tasvip etmiyorum. Kınıyorum. Hele karşılıklı bir araya gelindiğinde dahi sarf edilemeyecek sözlerin köşelerde yer almasının hiç bir mantığı yoktur. Amacım sadece arkadaşımızın kaleme aldığı yazılara bir cevap değil, sadece kronolojik bir bilgiyi sunmaktır. Yazısında kullanmış olduğu secde etmek, veya paçasından tutmak gibi anlatmak istediği olayın penceresinden dışarı sarktığı ve kişiselliğe indirgediği sözler için de nasıl olsa bir araya gelir çaylarımızı içer helalleşiriz, çünkü dostluğumuz bunları birbirimizin yüzüne söyleyebilecek kadar sağlamdır. 

Kendisine de ayrıca telefon ile ulaşamadığından geniş bir bilgi metni gönderdim. Bu yazıyı okuyunca tek aklıma gelen kelime “günaydın” oldu. Çünkü bu konu ile ilgili belki kendisinin de bir dönem çalıştığı gazetedeki köşemde 100’e yakın yazı yazdım. Her genel kurulda konuştum. Yaklaşık 10 yıldır konuyu Samsun’un gündeminde tutmaya çalıştım. Çünkü bugünkü çöküşü hazırlayan tek neden bana göre kulübün 9,5 milyon dolarlık çeklerinin Uyanık tarafından alınması idi.  Hep bunu savundum. Bu düşüncelerimi bizzat Uyanık’ın yüzüne de birkaç kez söyledim.  Samsunspor gündemini ve kongrelerini takip eden tüm Samsunlular bu konu hakkında ilk açıklamayı benim yaptığımı bilir. Yani Salur bugün değil 10 yıl önce ortaya çıkmış ve yapılan soygunu kamuoyu ile paylaşmıştır. Üstelik o günlerde yönetici kimliğini sürdürmektedir. İyi de bu zamana kadar neredeydin be kardeşim. Somon balığı, limon aysbergin üstü bile değil.  Ben 10 yıl önce de vardım ve sadece ben ortaya çıktım konuştum. Ama görüyorum ki sesim size kadar ulaşmamış duyuramamışım. 
 
Ayrıca yapılan soygunun üzerinden 10 yıl geçmesi, zaman aşımı faktörünü ön plana çıkarmaz. Bugün yaşananlar 10 yıl öncesinin mirasıdır.  Suç ortakları her kim ise, ben dahil hesabını vermelidir. Kul hakkı bir şeye benzemez. Eğer itham edilen kişi iddialara cevap vermiyor ve onun yerine başkaları ortaya çıkıyor ve cevap veriyor ise, bunun adının ne olduğunu zikretmeye gerek yoktur. Yine yazıda ifade edildiği gibi, ve kendi yazılarımda yazdığım gibi, evet belki bende bu 9,5 milyon doları iç edenlerden biriyim. Dediğiniz gibi Uyanık ile birlikte projeler ürettik. Tavukçu açtık. Yani dediklerinizi doğru kabul edelim.  Pekiyi bu kentte bunların hesabını bize soracak bir veya birkaç babayiğit yok mu? Yani aradan 10 yıl geçti diye sineye mi çekilsin. Herkes kafasını kuma mı gömsün. Üç maymunu mu oynasın?
 
Ayrıca Uyanık bu ülkede kendini savunabilecek en iyi isimlerden biridir. Malum köşe yazarı arkadaşımızı  tanıdığımdan bu kelimeden kendisini tenzih ediyorum , çünkü kendi ifadesi ile kendisi de bir İsmail zededir. Bunu yakinen bilenlerden biriyim. Uyanık'ın kalemşörlere hiç ihtiyacı yoktur. Yazımda da ifade ettiğim gibi ortaya çıkarak ben bu paraları Samsunspor için şuralara verdim, şu projelere harcadım diyecektir. Kim bilir belki de sizin iddia ettiğiniz gibi Salur da yanımda idi, birlikte yedik sefamız olsun diyecektir. Ama bunu söyleyecek olan Uyanıktır. Bu nedenle 10 yıldır gündemde olan bir konu için yazdığım BU KÜLÜP SOYULDU BEYLER’in hikayesi bugüne değil 10 yıl öncesine dayanır. Sizde bu saatten sonra Salur’a katılmam mümkün değil demekle herhalde 10 yıldır Salur’un söylediklerine katılmıyorum demek istediniz. 
 
Bu konuyu burada kapatarak, yarım kalan Türkiye’de yerli ürün üreticilerinin devlet tarafından nasıl standartlar ile engellendiği konusuna devam edeceğiz. Bilindiği üzere 3. bölümde, İZODER logosunun programda kullanılmasına ilişkin itirazımızı o dönemde bakanımız Mustafa Demir’e intikal ettirdikten sonra, aldığımız cevap, “Bakanlık olarak İZODER ile bir kontrat imzaladık ve bu kontrata göre, programın yazılımını bila ücret İZODER yaptığı için, bu logonun yazılım programında yer almasına izin verdik” şeklinde bir cevap almış idik. Ancak firma olarak bu oldu bittiye karşı çıktık ve Bayındırlık Bakanlığını haksız rekabet yaratılmasına öncülük ettiği gerekçesi ile hukuki yollara baş vurduk. Konuyu başbakanımıza ve ilgili bakanlara ayrıca bildirdik. Mart 2012 tarihi itibariyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından firmamıza gelen  bir yazı ile İZODER logosunun Mart 2012 tarihi itibariyle kaldırıldığını bildirdi. Böylece devlet yolu ile haksız rekabet yapılmasının önü kapatılmış oldu. 
 
Ancak Yangın Yönetmeliğindeki problemler sürüyordu. Binalarda Yangın Yönetmelikleri ihlal ediliyordu. Oysa devlet birimleri bu binalara ruhsat vermemeli idi. İki kata kadar olan bina yükseklikleri 2009 yılında kartellerin baskısı ile 7 kata çıkarılmıştı. Yani bu yüksekliklere kadar B1 ve B2 yanıcı sınıflı malzemeler kullanılabilirdi. Ancak bu yüksekliklerin üzerinde inşa edilen binalarda kesinlikle hiç yanmaz malzemeler kullanılmalı idi. Yönetmelikler böyle diyordu. Ama bunları uygulaması gereken birimler ne yazık ki kartellerin istediği şekilde yönetmelikleri delip geçiyorlardı.
 
Son olarak BEP-TR programında yer alan Isı Yalıtımlı Sıvaların kullanılabilmesi için belirlenen 0,7 W/mK oranının yine kartelin direktifleri doğrultusunda hazırlandığını, üstelik bu değerin eski programda 0,06 W/mK olarak yer aldığı halde, yeni programda kasti olarak 0,7’ ye yükseltildiği konusunda firmamız itirazda bulundu. 
 
Bu değerlerin anlamı; eğer Isı Yalıtımlı Sıvalar 0,07 W/m2 (Isı İletkenlik Değeri) olarak değerlendirilir ise, daha fazla kalınlıkta ürün uygulanması gerekmekte idi. Buda bu tür ürünlerin pazarının yok edilmesi anlamını taşımakta idi. Uzun süren yazışmalar sonucunda bu haksızlık da giderilerek 16.07.2012tarihinde TST 825 revize edilerek ilgili oran tekrar 0.06 W/mK olarak revize edildi.
 
Yazılarımızdan anlaşılacağı üzere, bire bir Samsunlu firma olarak yaşadığımız problemlerin kaynağında, Türk ürünlerine karşı kartellerin akıl almaz oyunlarının ne şekilde geliştiği ve kartellerin devlet kadrolarına ne şekilde hakim olduğu gerçekleri yatmaktadır. Bir Türk yatırımcısı olarak mücadeleci kimliğimizin yanı sıra,Türkiye’de üreterek ürünlerimiz için yurt dışında Pazar bulmamız bizi ayakta tutabilmiş ve bu süreçte de ilgili birimler ile çeşitli diyaloglar kurulabilmiştir. Ancak ülkemizdeki sistem Türk ürünlerinin piyasalara girişini kesinlikle engelleyecek yapıdadır. Vatan millet edebiyatı yaparak bu ülke değerlerini peşkeş çekmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. 
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET