• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

NEDEN GERİ DÖNDÜM?

19 Mart 2012 Pazartesi 18:13

Kayseri deplasmanının Samsunspor için önemini burada tekrar yazmama elbette gerek yok. Son umudumuz bu maçı alarak, ligde kalma şansımızı sürdürmek idi.

Antalya kendi sahasında berabere kalmıştı. Her ne kadar Ankaragücü maçı banko 3 puan olarak hesaplanmış olsa, Ankaragücü’nün gerek FB ve gerekse Bursaspor ile oynadığı maçlarda verdikleri onur mücadelesi ortada idi. Yani Ankaragücü ile oynayacak olan Gaziantep ve Antalya’nın, 3 puan garantileri kesinlikle yoktu.
 
Almanya’daki programımı yarıda keserek, bu maçı izlemek üzere, Kayseri’ye gittim. Kulübü arayarak takımın kaldığı oteli örgendim ve aynı otelde rezervasyonumu yaptırdım. Cuma günü saat 16.30sıralarında otele girdim.
 
Otele girdiğim anda gözlerim yönetici arkadaşları aradı. Ancak lobide hiç kimse yoktu. Boluspor kafilesi de aynı otelde kaldığı için, lobide sadece Boluspor’lu yöneticiler bulunmakta idi. Bizimkiler istirahat ediyorlardır, odalarındadır diye düşündüm. Üç saat sonra saat 19.00’da takımımız maç öncesi akşam yemeğini yedi ve lobide TV’den maç izlemeye başladılar. Ancak yine ortalıkta takımımızın hiçbir yöneticisi yoktu.
 
Saat 21.00 de FB-GS maçı bitti. Bu arada lobide Bank Asya Kulüpler Birliği Başkan Yardımcılığı görevinde bulunduğum sürece yakın dostluk kurduğum Boluspor Başkanı Necip Çarıkçı, Yunus ve İsmet hoca, Mesut hoca ve bazı Boluspor yöneticileri ile lobide sohbet ediyor ve futbol dünyası ile ilgili görüşlerimizi paylaşıyorduk.
 
Futbolcularımız maçı izledikten sonra odalarına çekildiler. Bir iki saat lobide oyalandıktan sonra bende odama çekildim. Maç günü sabah 9.30 sıralarında lobiye indim. Kahvaltımı yaptım. Yöneticilerimizden yine eser yoktu. Takımın havası ise zaten malumdu. Futbolcularımızda doğal olarak tedirginliğin yanı sıra, insanların ağzından inşallah’ın ötesinde hiçbir kelime çıkmıyordu. Gözlerde “sonrası ne olur bilemeyiz ama biz bu maçı kesin alacağız” gibi bir ifade görememiştim.
 
Kendi kendime mırıldanmaya başladım. Bu sırada Boluspor Başkanı Necip Çarıkcı ise, “Hayırdır ağabey, moralin bozuk gibi, gel bizim maçı izleyelim” dedi. Ancak bir gün öncesinde takımın yanında yönetici arkadaşlarımızı görememenin şokunu halen üzerimden atamamıştım.
 
Sonuç olarak, takımımız hayati önem taşıyan çok önemli bir maça çıkıyor. Futbolcular moral motivasyonuna en fazla ihtiyacı olan bir dönemde yalnızları oynuyorlar. Kendilerine bu motivasyonu yüksek düzeyde sağlayacak olan elbette ilk etapta yöneticiler olacaktır. Teknik kadronun da buna ihtiyacı vardır.
 
Futbolcuları böylesine bir günde yalnız bırakırsanız, yanlarında olmazsanız, futbolcu yönetimin yanlarında olmadığını hisseder ise, kafa olarak o maça nasıl konsantre olabilir. Maç sonlarında takım galip geldiğinde nasıl soyunma odasına koşuyor iseniz, mağlup olduğunda da aynı şevk ve heyecanla futbolcularınıza sarılmalısınız. Yöneticilik sadece listelerde yer alarak protokol tribününde etrafa gülücükler yollamak değildir. Yan tribünlerde bulunan eş ve dostlara yönetim kurulu üyesi olmanın havasını atmak hiç değildir.
 
Kötü günde, yani bu günlerde futbolcunuzun sırtını okşayarak, “Kazansanız da kaybetseniz de yönetim olarak sizin arkanızdayız çocuklar, çıkın aslanlar gibi mücadelenizi yapın, bu maçın önemini zaten biliyorsunuz, hep birlikte el ele bu kentin değerine sahip çıkacağız, bu takımın küme düşmesine izin vermeyeceğiz” gibi sözler ile, maç saatine kadar yanlarında olduğunuzu hissettirmeniz gerekir.
 
Kısaca maç öncesi teknik kadronun çabalarına rağmen, yöneticilerin duyarsızlığı karşısında sinirlerim fazlası ile gerildi. Kayseri’ye gelirken yönetici arkadaşlarımızdan Tahsin Kosif ve Abdi Azgar’ı aramıştım. Kayseri’ye gittiğimi ve bu maçı almamız halinde şansımızın devam edeceğini ifade ettim.
 
Abdi Azgar’ın Samsunspor’a bakışını ve sevdasını çok yakinen bildiğimden “Ağabey inan, senin geleceğini bilseydim maça gelirdim” şeklindeki sözleri de, kendisinin tecrübeli bir yönetici olarak rahatsızlıklarını yeterince ortaya koymakta idi. Başkan Kazım Yılmaz dışındaki yönetici arkadaşları gıyaben tanımakta idim. Birlikte görev yaptığımız eski yönetici arkadaşlarımız ve bir iki isim dışında diğer arkadaşlar ile dostluk ilişkilerimiz yoktu. Ancak buda önemli değildi. Çünkü ortak paydamız Samsunspor idi.
 
Kahvaltı yaparken bir anda sinir katsayısı yükseldi. Böyle bir maç öncesinde nasıl olur da hiçbir yönetici takımın başında olmazdı. Belki Kayserispor yönetiminin davetlerine icabet ederek akşam yemeğine çıkmışlardı. Ancak böyle de olsa, kesinlikle bir yönetici takımın başında kalmalı idi. Tüm yönetim kurulu futbolcuların yanında yer almalı idi.
 
O anda herhangi bir yönetici arkadaş ile lobide karşılaşmış olsa idim, bu düşüncelerimi iletecek ve belki de hoş olmayan bir tablonun yaratılmasına neden olacaktım. Kendi kendime lanetler okuyarak bir anda kendimi resepsiyon’un önünde buldum. Görevliye “Otelden ayrılıyorum, hesabımı kesin “ dedim. Görevli de şaşırdı. Çünkü iki gecelik rezervasyon yaptırmıştım. Takımımız ile birlikte maç sonunda otelde kalarak ertesi gün takımla birlikte İstanbul’a uçmayı planlamıştım.
 
Kısaca, bana göre yönetim kurulunda Başkan Kazım Yılmaz’ın dışındaki arkadaşlarımızın takımı kafalarında küme düşürdükleri inancına kapıldım. Hayatımda ilk kez bir deplasman maçına giderek Samsunspor’u izlemeden geri döndüm. Nedeni ise, bu takımı beyinsel olarak küme düşüren yöneticilerdir.
 
Siz kulüp yöneticiliği ile, iş yeri yöneticiliğini karıştırdınız sevgili arkadaşlar. Futbol dünyasının iş dünyası ile uzaktan yakından hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Bana göre Kazım Yılmaz başkanlık için doğru isimdir. Ancak kendisinin en büyük handikabı yönetim kurulunu oluştururken liste hazırlanmasında kendi insiyatifini kullanamamış olmasıdır. O dönemde Galip Öztürk’ün olmazsa olmaz isimleri önce kendisini yarı yolda bırakmış, sonrasında ise iş işten geçmiştir. “Bir bilen” olarak danıştığı kişiler ise, onu yanlış adreslere yönlendirmişlerdir.
 
Takımımız oynanan maçlardan alınan sonuçların etkisinin dışında, yönetim anlamında sezon başında yaşanan problemlerin kurbanı olmuştur. Şahsen Kazım Yılmaz’a ilk yarı öncesinde yapmış olduğum Kongre kararı alması gerektiği şeklindeki çağrılarımın nedeni bu idi.
 
Mevcut yönetim kurulu üyesi arkadaşlarımızın iyi niyetinden elbette hiç kimsenin şüphesi olamaz ve olmamalıdır. Ancak futbol dünyası farklı bir kulvardır. İyi niyetli olmak yeterli değildir. Futbol takımı yöneticiliğine adapte olabilmek için zaman gerekir. Çünkü yöneticiliğin okulu yoktur.
 
Kentimizde yaşananlardan ne yazık ki ders alınamamaktadır. Sahte kahramanlar üretilerek, kentin değerleri yok edilmektedir. Kişilere bağımlı bir sistemin parçaları olarak hareket etmek zaten sistemsizliği doğurmaktadır.
 
Sezon başında oluşumun içinde olan ve sonrasında yönetim kurulunda yer almayan bir kişi olarak, Samsunspor’u bugüne getiren yaşananlar sezon sonunda detaylı olarak kamuoyunun bilgisine tarafımca sunulacaktır. Samsunspor bu kentin ruhudur. Bu ruhun ağırlığını taşıyamayacak olanların sahnede yer almasına izin verilmelidir. Şirinler taraftar grubu ruhunun öncelikle yönetim kurulu üyelerinde yaşaması ve yaşatılması gerekir. Yani kısaca beyler, sizler tüm yönetim kurulu üyeleri olarak Kayseri maçı kafilesinde yek vücut olmalı idiniz. Unutmayın ki gemiyi ilk terk edenler farelerdir. Sizler bu gemiyi çok erken terk ettiniz. Bu gemide olmalımı idiniz? Bu zaten başlı başına ayrı bir konudur.
 
Başkan Yılmaz, Hasbi Menteşoğlu’ndan sonra kulübe en çok para veren bir kimlik sergilemiştir. Fatura kendisine değil, bugüne kadar transferlere 35 trilyon harcata “bilenlerdir. Başkanın tek hatası malum bilen”leri geç tespit etmesidir. Bu nedenle bundan sonra yoluna yeni ama gerçek bilenler ile devam etmeli ve acilen kongre kararı almalıdır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET