• 2,929 TL

  • 3,319 TL

  • 126,390 TL

  • 78.146

ncekiler Sonrakiler

SAMSUNSPOR’DA DOĞRULAR YANLIŞLAR

20 Haziran 2012 Çarşamba 15:34

Seri yazı halinde sunduğumuz görüş ve düşüncelerimize istinaden, gerek mail ve gerekse telefonlar ile Samsun’dan pek çok mesajlar almış bulunmaktayım. Milletin değerlerine, varlıklarına, haklarına, haksızlıklara ve kamu menfaatlerine aykırı olan tutum ve davranışlara, kişisel hiçbir endişe ve gelecek korkusu olmadan karşı çıkmayı şiar edinen bir kişi olarak, naçizane kulübümüz hakkında kişilerin yol açtığına inandığım bazı düşüncelerimi köşeme taşımaktayım.

Haklarında iddialarda bulunduğum kişiler elbette yakın arkadaşlarım ve birlikte mesai yaptığım kişilerdir. Ancak Samsunspor’u küme düşmeye iten nedenler benim kişisel problemlerim değildir. Samsunspor bir kentin armasıdır. Değeridir ve kişisel egolara hesaplara alet edilecek bir kurum değildir, olmamalıdır.

Kulüp yönetiminde uzun süre görev alan birkaç kişiden biri olduğum için, yaşanan olumsuzluklarda elbette bir sorumluluğum bulunmaktadır. Bazı dostlarımın ve gazeteci arkadaşlarımın da ifade ettiği gibi, “eğer eski başkan İsmail Uyanık iddia edildiği gibi Samsunspor’dan usulsüz şekilde yani alacağı olmadığını bile bile 9,5 milyon doları cebine koyup gitmiş ise, neden yönetimde olduğunda sesini çıkarmadı da, sonradan gündeme getirdi?” şeklindeki eleştiriler de olmuştur.

Uyanık, bir yönetici olarak şahsen benim her zaman idolüm olmuştur. Spor adamlığına, ve adamlığına hiç kimsenin bir sözü olamaz. Yönetim kurulunda birlikte görev yaptığımız dönemde, kulüpte hüküm süren yönetim tarzında “tek adam” zihniyetinin egemen olması idi. Kulübe gelen, giden, ödenen, tahsil edilen tüm mali enstrümanlar tek bir kişinin insiyatifinde sevk ve idaresi sağlanmakta idi. Her şey de yolunda gidiyordu. Takımın performansı çok olumlu idi. Bu nedenle benimle birlikte görevde bulunan hiçbir arkadaşımın mali konularda bir insiyatifi bulunmamakta idi.

Türkçemizde bir halk deyimi vardır. “Jeton geç düştü, veya jeton düşmedi”. Okuyucularımızın affına sığınarak yine bu deyimle ifadelerimi sürdüreceğim. Bende jeton İsmail Uyanık’ın kulübü Yusuf Ziya Yılmaz yönetimine devrettiğinde düştü. Ancak o zaman çekleri kendisinin alacağı olduğunun muhasebe kayıtlarından tespit edilerek verilmediğini, kendisi alacağı olduğunu iddia ederek zaten kendisinde bulunan çekleri aldığını öğrendim. Oysa bir bakkal dükkanı bile devredilirken artılar ve eksiler ortaya konur, borç ve alacaklar tespit edilir. Kimin ne alacağı veya borcu var ise devralacak kişilere devir edilir. Bu şekilde bir devir söz konusu olmamış, sadece Uyanık benim şu kadar alacağım vardı diyerek kendi kendini alacaklı tayin etmişti. Transferlerde rekorlar kıran rakamlara imza atıldığı halde, kasadaki mevcutlar alınmış ve üstelik 13 trilyona yakında borç bırakılmıştı. Kulübü bıraktıntan sonra bazı önemli borçlar ortay çıktığında ve kendisine iletildiğinde “yazmayı unutmuşum” şeklindeki beyanları da bu iddialarımın pekişmesine neden oldu. Bu konuda da eleştirileri doğru fakat eleştiri yapanların gerçekleri bilmedikleri düşüncesi ile doğru olmadığını düşünüyorum.

Uyanık ile Galip Öztürk arasındaki diyaloğa gelince, Öztürk’de kendince tespitlerini yapmış ve bunu İsmail Uyanığın yüzüne karşı ifade etmiştir. Samsunspor’a her anlamda katkıda bulunmuş ve hatta süper lige çıkmasında çok önemli rol oynamış Samsun’lu bir işadamı olarak, Uyanık konusunda yüzde yüz haklıdır ve gereğini de Uyanığa haciz işlemi uygulayarak yapmıştır. Bu konuda Samsun’da benim Uyanık hakkındaki görüşlerimi net ve kesin olarak koyan tek kişidir. Bu nedenle bu konuda kendisini her zaman destekledim ve destekleyeceğim. Bir önceki yazımda da eğer Uyanık haklı ise yani paraların kaynağını ispat edebilecek ise biraz da ironik şekilde kendisinden özür dileyeceğimi ifade

ettim. Bence bu konu mevcut yönetim tarafından değerlendirilmeliydi. İsmail Uyanığa karşı benim ve Öztürk’ün yapmış olduğu iddia ve ithamlar göz önüne alınıp ödeme yapılmamalı idi.

Sonuçta bu ve buna benzer gelişmeler Öztürk’ün desteğinin çekmesine zemin hazırladı. Süper Ligde bir yıl kaldıktan sonra düşün elbette bir izahı olmalıdır. Ahmet veya Mehmet her kim bu düşüşün temeline dinamit koymuş ise, kamuoyu tarafından bilinmelidir. Bende dilim döndüğünce ve elim tuttuğunca bu görüş ve düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Keşke’ler elbette beynimiz tırmalamaktadır. Keşke sezon başında Galip Öçtürk’ün başlatmış olduğu şehirde yaşanan birlik ve beraberlik atmosferi ki, bunun en bariz örneği kongre öncesindeki basın toplantısında insanların ayakta bile durabilecek yer arayışı içinde olmalarıdır, sürebilseydi.

Keşke Galip Öztürk ile Kazım Yılmaz arasında tatlı başlayan ortam devam edebilseydi.

Keşke, Kazım Yılmaz ve ekibi, Galip Öztürk’ün kendince haklı sebeplerle desteğini çektiği anda, “kusura bakmayın arkadaşlar ben futbol adamı değilim, başkan olursam kendi yönetim kurulumu kendim oluşturacağım, veya dün basın toplantısında ifade ettiği gibi, ben dostlarımı kıramadım başkan oldum, ama şu ortamda ben başkanlık yapamam” diyerek kulübün sevk ve idaresini sürdürmekte ısrarcı olmasa idi.

Keşke, sezon ortasında takımın iskeletinin ve teknik kadrosunun oluşumunda imzaları bulunan arkadaşlarımız özeleştirilerini kamuoyu ile paylaşarak yapılan yanlışları ifade edebilselerdi. “Bugün konuşursak kulübe zarar veririz” mantalitesi yerine, biz bu teknik kadronun oluşumunda ve yapılan transferlerde hatalar yaptık, veya Kazım Yılmaz bize hiçbir zaman güvenmedi, bu nedenle kulübe gerekli nakit akışını sağlamadı gibi gerekçelerini testi kırılmadan gündeme getirebilselerdi.

Tek doğru, sezon başında Metro grubunun başlatmış olduğu şirketleşme yani kurumsallaşma kararıdır. Malum nedenlerden ötürü gerçekleşememiştir. Ancak finans piyasalarının içinde hasbel kadar gerek yatırımcı ve gerekse danışman olarak görev yapan bir kişi olarak, yakinen tanıdığım Metro grubunda görev yapan kişilerin bu konudaki ehliyetleri, bilgi donanımları ve tecrübeleri önemli bir şanstı. Keşke bu arkadaşlarımız kongre gününün arkasından kulüpte karargah kurarak çalışmalara başlayabilselerdi.

Kişiler öyle veya böyle bir şekilde eleştirilebilirler. Adalet önünde aksi ispatlanıncaya kadar sıkıntılı günler geçirebilirler. Örneğin bu satırların yazarı olarak bende borsa’da bugünlerde manüpülasyon yapmakla itham edilerek futbol dünyasında Faruk Süren, Mechur Çolak, Engin İpekoğlu, Tayfur Harvutçu ile birlikte yargılanmaktayım. Dün siyasi suçlardan yargılandım cezalara muhatap kaldım ve uzun yıllar hürriyetimden yoksun kaldım. . Yarın belki bir başka iddialar ile adalet önüne çıkabilirim. Hürriyetimden yoksun kalabilirim. Adalet önünde suçlu bulunurum ceza alırım veya beraat ederim. Bu olgular Türkiye’de her zaman mevcut ve yaşanabileceklerdir.

Ancak, kişilerin hürriyetlerinden mahrum kalacak bir duruma düşmeleri ile boyunlarına suçlu yaftası geçirilmez. Galip Öztürk’de bilindiği üzere bugün belirli iddialar ile hürriyetinden yoksun olarak tutuklu bulunmaktadır. Suçludur veya değildir. Buna karar verecek mekanizmalar bellidir.

Samsunspor konusundaki politikaları elbette eleştirilebilir. Ancak şu da bir gerçektir. Galip Öztürk iyi bir Samsun’lu ve Samsunsporludur. Yaktığı meşalenin kesinlikle söndürülmemesi gerekir. Şirketleşme kurumsallaşma, kulübün borsa’ya açılması gibi konularda her kim başkanlık koltuğuna oturursa

otursun ilk iş olarak yanan bu meşaleyi söndürmemesi gerekir. Galip Öztürk’ün fiili olarak başlattığı ancak hayatiyete geçiremediği kurumsallaşma yönünde öncü olmalıdır. Kurtuluş kurumsallaşmaktır. Alt yapıdır. Taşıma su ile değirmeni döndürmemektir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

KÖŞE YAZARLARI

ANKET